Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
İMAR BARIŞI VE DİĞERLERİ
  • 0
  • 472
  • 04 Temmuz 2018 Çarşamba
  • +
  • -

24 Haziran seçimleri yapılarak kesin sonuçlar ilan edildi. Sonuç milletimize hayırlı olsun. Artık siyasetçiler, alınan sonuçları değerlendirerek daha sonraki seçimlere kadar nasıl bir yol izleyeceklerine karar verecekler.

Seçimler yapıldı bitti bitmesine de, seçim yatırımları olarak verilenler ve vaat edilenler gündemimizi koruyor. Seçim yatırımlarının en önemlileri, emeklilere dini bayramlar öncesinde verilecek biner liralık ikramiyeler oldu. Hatta bu ikramiyelerden ilkini de emeklilerimiz Ramazan Bayramı öncesinde aldılar. Bir başka seçim yatırımı da ‘imar barışı’ adıyla bildiğimiz yeni düzenlemeler oldu. Bu da yasallaşarak yürürlüğe girdi. Peki nedir ‘imar barışı’? Devletimiz, uzun yıllardan beri bir türlü çözülemeyen, çözülememesi nedeniyle de çarpık bir gelişmeye neden olan yapılaşmayı, 31 Ekim 2018 yılına kadar cüzi bir karşılıkla yasallaştırma kararı aldı. Hatta emeklilere verilen ikramiyelerin de iki yıllık bedelini bu şekilde çıkarmış da olacaklar. Yetkililer, iki yıl sonrasına da Allah Kerimdir diyorlar.

Bu imar barışı ile geçmişte yapılan tüm yönetmelik ve yasalar rafa kaldırılıyor. Bilindiği gibi ülkemiz, deprem fayları ile kuşatılmış durumda. Doğu Anadolu’nun tamamı, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerimiz ile Marmara bölgemizde sık sık depremlere şahit oluyoruz. Birçok deprem, çürük yapılar nedeniyle de maddi ve manevi kayıplara sebep oluyor. Özellikle 1999 depremi ile birlikte, depreme dayanıklı konut ve işyeri üretmek için yönetmelikler ve yasalar çıkarıldı. Bu konuda da çok merhaleler kaydedildi. Yetkililerin ve uzmanların belirttiğine göre de daha alınacak çok yolumuz var. Beklenen İstanbul depremi için henüz hazırlıklarımız tamamlanamadı.

Çarpık kentleşme ve yağmanın en çok yaşandığı İstanbul Sultanbeyli ilçesi de İmar barışından en çok istifade edecek bölgelerimizin başında geliyor. Çarpık kentleşmeyi önlemek için ‘kentsel dönüşüm’ projeleri yapılıyor ve teşvik ediliyor. Devletin içinde de ortakları olan birileri (mafya grupları), devletin birçok arazisini parselleyerek arsa arsa senet ile satıyor. Satın alan dar gelirliler, bu arsalara plansız, projesiz bir gecekondu konduruyorlar.  Zaman içinde sokaklar, semtler, şehirler oluşuyor. Bu bölgelere mecburen altyapı hizmetleri getiriliyor. Ancak mal sahiplerinde tapu olmadığından evler değer kazanmıyor. Mevcut yönetmeliklere göre yerel yönetimler, bu bölgeleri ıslah etmek için ‘kentsel dönüşüm’ projelerini uygulamaya koyuyorlar. İmar barışı ile birlikte artık bu çarpık ve çürük evler yasal hale geliyor.

Buraya kadar ‘imar barışı’ nın masum yüzünü görebiliyoruz. Ancak imar barışının yürürlüğü, 31 Ekim 2018 e kadar devam ediyor. Eğer erkene alınmazsa bu tarihten itibaren 5 ay içinde yerel seçimler yapılacak. Dolayısı ile bu tarih, yerel seçimlere kadar uzayacak. Zamanımızda, iş makineleri ve hazır beton uygulamaları ile inşaatlar, çok hızlı yapılabiliyor. Mevcut yönetmelik ve kanunlara göre yapılması mümkün olmayan binalar, cumhurbaşkanımızın kullandığı tabirle birer ‘ucube’ gibi bir anda yükseliyor. Bu duruma hiçbir müdahale de söz konusu değil. Ayrıca inşaatı yapanlar, birçok masraftan da kurtuluyorlar.

Bunlar göz önüne alındığında imar barışı, faydadan çok zarar getirmiş gibi görünüyor. Geleceğimizi tehdit edecek boyutlara doğru gidiyor.

İkinci bir seçim konusu olan ‘mahkûmlara af’, gündemimizdeki ağırlığını koruyor. Geçmişte yaşadığımız bir ‘Rahşan affı’ vardı. Yola çıkıldığında az bir grubu kapsayan af konusu, anayasa ve diğer mahkemelerimizin kararları ile genişletilmiş ve kamuoyunda yaraların derinleşmesine sebep olmuştu. Hatta aftan yararlanarak özgürleşen birçok mahkûm, birkaç ay içinde aynı suçları yeniden işleyerek arkalarında birçok mağdurlar da bırakarak tekrar hükümlü duruma gelmişlerdi. Şimdi bazılarına göre hafif ve masum görülen suçlar, bazılarımıza göre eşkıyalık ve organize mafya olarak görülmekte ve tanımlanmaktadır. Zaten devlet bireylere karşı işlenen suçlara asla af getirmemeli, sadece devlete karşı işlenen suçlar af kapsamında olmalıdır. Devlete karşı işlenen suçlar da ya PKK veya FETÖ suçlarıdır. Affa çok hevesli olanlar, yani yeni yönetim biçimimize göre yürütme organı olan hükümet ve ortağı, affı bu kapsamdan öteye taşımamalıdır.

Bu tür popülist yaklaşımlar, ülkemizin yararına değil. Birkaç daha fazla oy alabilmek, şu veya bu koltuğu bırakmamak için ahlak dışı yollara başvurmak, hiç kimseye yarar sağlamaz. Geçmişte, iki anahtar vadedenler, ‘her kim ne veriyorsa ben iki mislini vereceğim’ diyenler, ülkemizi nasıl büyük sıkıntılara soktular. Kendileri de asla âbad olamadılar.

Bolluk ve bereket içinde kalın sağlıkla…

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?