Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
BARİ TORUNLARIMIZI KURTARALIM (!)
  • 0
  • 510
  • 11 Haziran 2018 Pazartesi
  • +
  • -

Seçimlere 2 haftadan daha az bir zaman kaldı. Yeni sisteme geçiş niteliğindeki bu seçimler, hem cumhurbaşkanlığı, hem de milletvekilliği için yapılacak. Seçimlerde başarılı olabilmek için adaylar ve partililer, canhıraş çalışıyorlar. 16 yıldır kesintisiz iktidarda olan AK Parti, kesenin ağzını açmış, bir yandan veriyor, diğer yandan da vaatlerde bulunuyor. 2002 öncesi ile 2002 sonrasını karşılaştırıyor. Diğer partiler henüz iktidarda olamadıkları için hemen veremiyorlar ama vaatlerini sıralıyorlar.

AK Parti, yıllar içinde ülkemizde havaalanları, üniversiteler, duble yollar, köprüler ve hastaneler gibi büyük yatırımlar yaptı. 2002 öncesindeki sorumsuz ve beceriksiz liderlerin çokluğu, AK Partinin uzun soluklu iktidarı için önemli bir temel oluşturmuştur. Ancak son birkaç ayda yükselen petrol fiyatları, bütçe açığımızın yeniden ve hızla yükselmesine sebep oldu. Faizler ve enflasyon yükseldi. Ekonomi kurmaylarımız, ani yaşanan bu durumlara hazırlıksız yakalandı.

Ben yaştakiler, 1970 li yıllar ve sonrasındaki gelişmeleri çok iyi hatırlarlar. Rahmetli Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan dönemlerini fiilen yaşadık biz. Gaz, akaryakıt, tüp, yağ gibi ihtiyaç maddelerinin sıralarında beklemekle geçti epeyce zamanımız. Hastanelerimiz ve sağlık hizmetlerimiz eskiden bir fecaatti. Yollarımız son derece tehlikeli ve kalitesizdi.

Sonra 90 lı yılların zulümleri geldi. Başörtüsü konusunda, kız öğrencilerimiz ve çalışan bayan memurlarımız büyük haksızlıklara uğradılar. 1993 yılında bir Uzakdoğu seyahatimde, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur havaalanında gördüğüm başörtülü bayan çalışanlara gıpta ile baktığımı ve ülkemizde 2010 yılında bile kızımın üniversite sınavlarına girmesi için peruk almak zorunda kaldığımı hatırlıyorum.
Şimdi rabbimize çok şükür bu sıkıntılarımızın hiçbiri yok. Kızlarımız, istedikleri gibi eğitimlerini tamamlıyor ve kamuda çalışabiliyorlar.

Peki toplumların mutluluğu için bunlar yeterli mi? Türkçemizde ‘adalet mülkün temelidir’ diye bir deyim vardır. Bu söz, tüm adliyelerimizde ve duruşma salonlarımızda yazılıdır. Özellikle AK Partinin karşılaştırdığı 2002 öncesi ve sonrasındaki yatırımlar yanında bir de 2002 öncesindeki ve sonrasındaki ‘adalet’ uygulamalarına göz atalım.

2002 öncesinde KPSS sınavları yapılır, devlet memurları bu sınav sonuçları ile puan sırasına ve tercihlerine göre göreve alınırdı. Sen şu partidensin veya bu partidensin ayırımı yapılmazdı. Memur olabilmek için hiç kimsenin ricacı olması da gerekmezdi. Bugün eski başbakanlardan Bülent Ecevit, mecliste seçilmiş milletvekili Merve Kavakçı’ya yaptığı ile ‘rahmet’ almıyor. Ecevit, KPSS nı adil olarak uygulayarak, hangi partiden olursa olsun her vatandaşın eşit olarak, siyasilerden yardım istemeden iş bulmalarını temin ettiği için her kesimden ‘rahmet’ alıyor.

Ülkemizde 2002 öncesinde de hırsızlar vardı. Ama onların bir kısmı da olsa, ‘yüce divan’ da yargılandılar. 2002 sonrasında çalanlar ise yargı önüne çıkarılamadıkları gibi maalesef korundular da.

2002 sonrasında KPSS sistemi, tedrici olarak tamamen sulandırıldı. Kurumlar hizmet alımı yaparken ortaya çıkan taşeron şirketler, siyasilerin çiftliği haline getirildi. Sonra da bu kadrolar, sisteme yamandı. Açılan ‘özel sözleşmeli’ kontenjanlar için yapılan mülakatlarda kayırmacılık ve torpil, tavan yaptı. Yoruma dayalı soru sistemiyle iltimasın önü açıldı. Helal haram kavramını unutan Diyanet kadrolarında, Ekonomi ve Adalet Bakanlığı kadrolarında, iltimas ile mektep kaçkını niteliksiz kişiler yer buldu. Hele hele 2008-2013 yılları arasında iktidar olanların, ‘FETÖ’ kadrolarını her kapıyı ardına kadar açarak devlete nasıl sızdırıldıklarını hep birlikte görmedik mi? KPSS ve Emniyet ile Askeri okulların soru kitapçıkları, dershanelerde elden ele dolaşırken, devletin başında hangi yetkililer vardı? İşte bu uygulamalardan milyonlarca gencimiz ve aileleri olumsuz etkilendi.

Birkaç yıl öncesine kadar emeklilik vb nedenlerle boşalan devlet kurumlarına, yılda 35-40 bin civarında memur alınırdı. Son birkaç yıldır yerleştirilen eleman sayısı, yılda 3-4 bin civarına kadar düştü. Kalan ihtiyaçlar, kurumların ‘özel sözleşmeli’ eleman alımına dönmeleri nedeniyle mülakat yapılarak temin edilmektedir. Bu durum da, iktidarın il başkanları, vekilleri ve belediye başkanlarının iltimasına zemin sağlamaktadır. Böylece hak, hukuk ve adalet kavramları yok edilmiştir.

Geçmişte anayasa kitapçığının fırlatılması ile ortaya çıkan ekonomik krizin bir benzerini, son iki ay içinde Cumhurbaşkanımızın Londra’da Bloomberg TV ye verdiği mülakatta yaptığı gaflarla tekrar yaşamış olduk. Adeta yetki gaspı yaptığı birkaç cümle sonrası, ekonomimizde aniden hareketlenmeler oldu. Faizlerin 5 puan yükselmesi, borsanın %25 oranında değer yitirmesi, döviz kurlarının 3.80 den 4.90 lara kadar çıkması ile oluşan durum, meşhur Ecevit krizinin en az yarısı kadar bizi etkiledi ve fakirleştirdi. Ekonomistlerimiz, ABD Dolarının 4.50 TL ye düşmesine neredeyse zil takıp oynayacaklar da faizin 12.75 den 17.75 e çıkmasına ses çıkaramıyorlar. Türkiye, son faiz artırımından sonra dünyadaki 180 ülke arasında en yüksek faiz veren 7. ülke durumuna yükseldi.

Şimdi, ‘al duble yollarını, hava alanlarını ve üniversitelerini de ver benim adaletimi’ diye feryat edenler haksızlar mı? Biz eski yollardan gitmeye razıyız. Harem’de araba vapurunu da saatlerce bekleyebiliriz. Yeter ki adalet sağlanamadığından dolayı iktidar partisinin il başkanlarını, vekillerini veya belediye başkanlarını iş için ziyaret etmek zorunda bırakılmayalım. Özetle 12 Eylül sonrasında babamız, 28 Şubat sonrasında biz ve 2002 sonrasında da çocuklarımız, büyük mağduriyetler yaşadı. Bari torunlarımızı kurtaralım.
Birlik, bereket ve adalet üzere kalın sağlıkla…

Ahmet Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?