Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
CUMHUR İTTİFAKI
  • 0
  • 453
  • 19 Mart 2018 Pazartesi
  • +
  • -

CUMHUR İTTİFAKI

Afrin harekâtı olanca hızı ile devam ederken, iç siyasette de yaklaşan seçimlere hazırlıklar sessizce sürüyor. Eğer daha erkene alınmazsa dahi, yerel seçimlere 13 ay, genel seçimlere de 20 ay kadar bir zaman kaldı. Çok değil bir ay kadar sonra, mevcut yerel yöneticiler yavaş yavaş veda ziyaretlerine, önümüzdeki dönemde yerel yönetimlere talip olanlar da kulis çalışmalarına başlarlar artık.

İktidarda olan AK Parti, FETÖ’ye bulaşmış veya metal yorgunu olarak tabir ettiği yönetim kadrolarını birer birer yeniliyor. Yenilenmiş kadrolarla da genel kurul yaparak güçlenmeyi, tazelenmeyi hedefliyor. Kadroların yeteri kadar yenilenip yenilenmediğine elbette seçmenler karar verecek. Bu seçimler öncesi seçmenler; hırsızlara, arsızlara makamları sorumsuzca ikram eden erdemsizlerin, parti teşkilatlarında kalıp kalmadığına daha sıkı bakacak. Eğer seçmenler yeteri kadar temizlik yapıldığına inanmamışlarsa, AK Partiyi 7 Haziran 2015 seçimlerinden çok daha ağır bir sonuç bekliyor demektir. Diğer siyasi partiler de aynı şekilde yeni ve güçlenmiş kadrolarla, seçimlerde seçmenin karşısına çıkacaklar.

Ülkemizin yönetimi, Yasama, Yürütme ve Yargı olarak birbirinden bağımsız üç ana erk (güç) tarafından gerçekleştirilir. Yasamayı, meclis temsil eder. Kanunlar ihdas etmek (çıkarmak), değiştirmek ile anayasa maddelerinde değişiklikler veya yeni maddeler ilave etmek ile var olanları iptal etmek, Meclisin ‘Yasama organı’ olarak temel görevlerindendir. Yürütme ise, yüzde 50 artı bir oyla veya ikinci turda salt çoğunlukla seçilen Cumhurbaşkanı’nın, kabineyi meclisten bağımsız olarak oluşturarak Anayasa ve Kanunlar çerçevesinde ülkeyi yönetmesidir. Yasamada meclis, Yürütmede Cumhurbaşkanı, güçlerini halktan alırlarken; Yargı, gücünü Anayasadan alır.

16 Nisan 2017 referandumu ile yönetim sistemimizi belirleyen Anayasa maddelerinde köklü değişiklikler yapılmıştı. Referandum öncesi ‘evet’i savunan yetkililer tarafından yapılan açıklamalardan hatırladığımız kadarı ile yeni sistemde keyfi yönetimler, istikrarsızlıklar ortadan kalkacak. İlk turda yüzde 50 artı 1 oy ile veya ikinci turda salt çoğunlukla seçilecek cumhurbaşkanı, meclisten bağımsız olarak istediği gibi bir bakanlar kurulu oluşturup, ülkemizi 5 yıllığına yönetecek. Yetkiyi de milletten aldığı için, mecliste ‘güvenoyu’ gibi bir desteğe ihtiyaç kalmayacak. ‘Güvenoyu’ ihtiyacının ortadan kalkması ile de, Cumhurbaşkanı’nın Mecliste çoğunluğu elde etme ihtiyacı, ortadan kalkmış oluyor. Hatta meclisteki çoğunluğun ılımlı ve milli menfaatleri ön planda tutan muhalefetten olmasının da ülkemiz için büyük yararları var. Çünkü meclis, aynı zamanda Cumhurbaşkanını ve hükümeti denetleme görevini de üslenmiş oluyor. Aynı zamanda Parti başkanı da olacak bir Cumhurbaşkanının, kendi tespit ettiği milletvekilleri tarafından denetlenmesi çok da mantıklı görülmüyor. Yeni sisteme göre artık mecliste, ‘iktidar partisi’ diye bir parti hiçbir zaman olmayacak.

Henüz uyum yasaları çıkarılmamış olsa da, yeni anayasa değişikliklerin uygulanacağı 2018 ve 2019 seçimleri, hem bizler için, hem de siyasi partiler için çok büyük önem taşıyor. Son bir yıl içinde özellikle MHP içinde büyük değişiklikler yaşandı. Son olarak Devlet Bahçeli başkanlığındaki MHP, milli bir duruş sergileyerek, AK Partiyi birçok konuda koşulsuz destekledi. Hatta bu yakınlaşma, önümüzdeki seçimlerde aday olması kuvvetle muhtemel olan şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleme ve seçimlere ‘cumhur ittifakı’ adıyla birlikte girmeye kadar gelişti. Önümüzdeki seçimlere, halk ile bütünleşmiş, sevilen, ciddi ve dürüst adaylarla girmesi durumunda MHP’nin, mecliste AK Partiyi de geride bırakarak birinci parti olması hiç de hayal değil. Benzer bir mantıkla, seçimlere ‘bağımsız’ olarak girecek adaylar için de mecliste hizmet etme fırsatı olacak. Artık birilerini kandırarak atanmış sahtekâr adaylar yerine ilkeli, mazisi temiz, dürüst ve muktedir kişileri mecliste ve belediyelerde görebileceğiz. Bunu anlayan AK Parti içindeki bazı yağmacılar, yavaş yavaş partilerini değiştirmeye başlayacaklardır.

Türkiye’de geçmiş seçimler sürprizlerle doludur. 1995 seçimlerinde %8,2 ile barajı geçemeyen MHP, bir sonraki 1999 seçimlerinde %18 ile DSP nin ardından ikinci parti olarak 126 milletvekili çıkarmıştı. Aynı MHP, 2002 seçimlerinde yine baraja takılmıştı. Geçtiğimiz günlerde genel kongrelerini gerçekleştiren CHP’nin ise iktidara gelmek gibi bir hedefinin olmadığı, kongrede yapılan konuşmalardan anlaşılıyor. Son değişikliklerden sonra, seçmenlerin güvenini kazanacak adaylar ile MHP veya bağımsız adayların 2019 seçimlerinde de sürpriz yaparak çoğunluğa ulaşabilecekleri oldukça yüksek bir ihtimal gibi görünüyor.

Bu millet, 1950 de Menderes’e, 1965 de Demirel’e, 1977 de Ecevit’e, 1983 te Özal’a, 1995 te Erbakan’a, 1999’da Ecevit ve Bahçeli’ye, 2002 de Erdoğan’a iktidarı nasıl emanet ettiyse, yeni sahiplerine de öyle emanet edebilir. Yine geçmişte birçok partiyi nasıl cezalandırdı ise AK Partiyi de öyle cezalandırabilir.

Konuştuğum birçok kişinin böyle bir durumu, ülkemiz için de hayırlı ve mantıklı görmesi, geleceğin siyasetinin de nasıl olacağını gösteriyor. AK Partinin yolsuzluklara bulaşmış, birbirlerine düşmüş, yıpranmış ve sevilmeyen birçok belediye başkanı ve vekilleri göz önüne alındığında, mecliste çoğunluğu elde edecek bir MHP veya bağımsızlar grubu, sorumsuz bir hükümete de zaman zaman ayar verebilir. Cumhurbaşkanı başkanlığındaki bakanlar kurulunun ihtiyaç duyacağı uygun kanun ve düzenlemeleri yapabilir. Uygun olmayanları da reddederek, olabilecek aldatılmaları ve milli menfaatlerimize uymayan yanlışları önleyebilir. Bu durum da ülkemiz ve demokrasimiz için olumlu bir gelişmedir.

Barış ve mutluluk içinde kalın sağlıkla…

 

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

× Kilisin Sesi' ne hoş geldiniz.