Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
DEVLERLE DANS ETMEK!
  • 0
  • 381
  • 02 Nisan 2018 Pazartesi
  • +
  • -

Avrupa ülkeleri ve Amerika uzun zamandan beri Türk ve İslam düşmanlığına karşı birleşmişti. Özellikle AB üyesi sözüm ona medeni denilen ülkelerde, yükselen ırkçı ve faşist yaklaşımlara bir de PKK, PYD ve FETÖ sempatizanlığı eklenince, İslam düşmanlığı adeta tavan yaptı. Ancak son günlerde düşman aniden değişti. Son casus krizi ile birlikte Avrupa, Rusya’ya karşı birleşti. Hem de siyasi, askeri ve ekonomi konularının hepsi birden devreye sokularak…

İsrail’in ve dolayısı ile ABD nin desteklediği Kuzey Irak referandumu, başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Yine aynı ülkelerin, Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurmak için terör örgütleri ile kurdukları yakın ilişkiler de Türkiye’nin Afrin’e tam zamanında yaptığı müdahale ile bertaraf edilmiş oldu. Tabi Türkiye, bu müdahale için Rusya’dan, hava sahasının açılması gibi, önemli destekler gördü. Türkiye’nin müttefik zannettiği ülkelerden görmediği bu destekler, Rusya ile yakınlaşmamıza sebep oldu. Yine Rusya’nın, müttefiklerimizden satın alamadığımız savunma araçlarının benzerini bize vermeyi ve nükleer santrallerimizi kurmayı ve hepsinden önemlisi bu teknolojileri bizimle paylaşmayı da kabul etmesi, bizi Rusya’ya oldukça ısındırdı.

Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması, AB ile ABD yi endişelendiriyor. Türkiye ile yıllardır sıkı bir müttefiklik ilişkisi içinde olmalarına rağmen terör örgütlerini destekleyen bu sözde dost ülkelerin yaptıklarına karşılık, terörle mücadelemizde bize destek veren Rusya’ya, biz de casus krizinde sessiz kalarak bir nevi destek olduk. Türkiye, benzer bir desteği yakın geçmişte İran’a da yapmıştı.

AB, İngiltere’nin breksit (birlikten ayrılma) kararından sonra önemli bir sarsıntı geçirdi. Bazı AB ülkelerinin ekonomik olarak sıkıntılı günler geçirmeleri ve İspanya’daki Katalanların ayrı bir devlet kurmak istemeleri de birliğe ağır darbeler vurdu. Bütün bu olaylardan sonra Türkiye’nin birliğe katılma isteği de oldukça zayıflamış görünüyor. Türkiye’nin bir yandan ‘dostlarım’ dediği ülkelerden gördüğü olumsuz tavırlar, diğer taraftan teröristlerle içerde ve dışarıda yaptığı mücadeleye rağmen ekonomisindeki olumlu gelişmeler sonucunda, artık AB ne katılmak istemesinin çok da anlamı kalmadı. Bu arada özellikle mülteciler konusunda AB, kendi değerlerine de ters düşen uygulamaların içine düştü. İnandırıcılığını ve güvenirliliğini kaybetti. Birlik içindeki aşırı grupların kendi inançlarından farklı olanlara uyguladıkları şiddet olaylarını da göz önüne alırsak, kendimizi onların içinde yabancı hissetmememiz mümkün değil.

Devletler, şehirler, aileler ve kişiler, gelişmek ve zenginliklere kavuşabilmek için üç temel yol izlerler. Birincisi ve en onurlusu, daha çok çalışıp, başkalarına yaslanmadan, başkalarının omuzlarına basmadan, sahip olduğumuz değerlerimizi değerlendirerek büyümektir. Daha 20-30 yıl önce çok gerilerde olan Güney Kore, petrol gibi yer altı zenginliklerinden yoksun olmalarına ve sömürgecilik yapmamalarına rağmen sadece kendi insan kaynaklarını iyi değerlendirerek, bugün dünyanın en zengin devletleri arasına girmeyi başarmıştır.

İkincisi, sömürgecilik dediğimiz başka coğrafyaların yer altı zenginlikleri ile o bölgelerin insanlarını köleleştirip, ele geçirmektir. Afrika’nın hemen tamamı ile Latin Amerika ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri, ABD ve AB tarafından bu şekilde ele geçirilmiş ülkelerdir. Sömürgeci ülkeler, sömürdükleri bölgelerin zenginliklerini adeta yağmalar, kendi dillerini ve kültürlerini de onlara aşılarlar. Bunun sürekliliğini sağlamak için de o bölgedeki etnik ve inanç farklılıklarını sürekli diri tutarlar.

Üçüncüsü, bazı ülkelerin güçlenerek kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi, o ülkeye rakip olan ülkeleri rahatsız eder. Güçlenmesini istemediğiniz ülkeyi tökezletmenin yolu, o ülke içindeki birlik ve beraberliği bozmaktan geçer. Değişik etnik kökene veya inanca mensup kişi ve grupları sahiplenip destekleyerek, onları kendi ülkelerine adeta düşman etmekle, birlik ve beraberlik bozulmaya başlar. İşte petrol gibi yer altı kaynaklarından yoksun olan Türkiye, batılılar için bu kategoridedir. Türkiye, 1800 lü yıllardan itibaren yaklaşık 200 yıl boyunca uyuşturulmaya ve adeta kendi özünden koparılmaya çalışılmıştır. Son yıllardaki bazen zorunluluk, bazen de planlı olarak yapılan atılımlar batılıları çılgına çevirmeye yetmiştir. Türkiye artık, bölgede gelişen oyunlara alet olan değil oyun kurucu bir konumdadır.

Türkiye, iki kutuplu bir dünyanın hangi kutbunda bulunmalı? ABD ve AB nin Türkiye’ye karşı itici tavırlar içine girmesi, PKK ve PYD gibi terör örgütlerini ile FETO yu şiddetle desteklemesi, Rusya ile iyi ilişkilerin doğmasına sebep olmuştur. Türkiye, kendi menfaatleri doğrultusunda gelişmiş devletlerin aralarındaki sürtüşmelerden faydalanmayı artık öğrenmiş gibidir. Yakında bir başka dev olan Çin ile de (özellikle kanal İstanbul projesinde) köklü ilişkilerin kurulması şaşırtıcı olmayacaktır. Bu dönemde ihtiyacımız olan en önemli şey, birlik ve beraberliğimizin sürdürülmesidir.

Barış ve mutluluk içinde kalın sağlıkla…

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?