Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
DEVLET TERÖRÜ
  • 0
  • 90
  • 26 Ekim 2018 Cuma
  • +
  • -

Son iki haftadır İstanbul Suudi konsolosluğundaki Cemal Kaşıkçı‘nın sır dolu buharlaşması, dünya gündeminden düşmedi. Sonunda Suudiler yaptıkları vahşeti kabul ettiler. Soğuk savaş döneminde çok fazla yapılan bu tür vahşetler, bu günlerde de zirveyi zorluyor.

Ülkelerin kendi vatandaşlarına, bazen ülke sınırları içinde bazen da başka ülkelerde uyguladığı şiddet, özellikle dikta yönetimlerin olduğu ülkelerde sık görülüyor. Halk içinde tabanı olmayan dikta yönetimler, ‘halk içinde taraftar bulacak’ korkusuyla, kendilerine muhalefet edenleri her ne pahasına olursa olsun yok etmek veya en azından susturmak istiyorlar.

Türkiye’de Orgeneral Eşref Bitlis, Muhsin Yazıcıoğlu, Turgut Özal, Adnan Kahveci vb. gibi isimler de karanlık güçlerin oldubittileriyle buharlaştırılmadılar mı? Bu tür buharlaştırmalar büyük bir fecaat iken, görevlerinden uzaklaştırılan liyakatli bürokratların yerine emir eri ve şahsiyetsiz kişilerin atanması da fecaat değil mi?

Özellikle Sovyetler Birliğinden ayrılan Rusya ve Türki cumhuriyetlerinde, bu tür buharlaştırmalara sık sık rastlanıyordu. Vehhabi kimliği ile bilinen Suudi’lerin yaptığı bu vahşet de ilk değil. Hatırlanacağı üzere Rusya, Türkiye ve İngiltere’deki muhaliflerini, suikastlarla susturmuştu. Çin, İnterpol başkanını tutuklayarak sorgulamasının ardından başkan istifa etti. Suudiler, ülkelerine ziyaret için gelen Lübnan Başbakanı Hariri’yi birkaç gün sorguladılar ve bu sorgulama sonucunda da Hariri istifa etmişti.

Suudi konsolosluğundaki Cemal Kaşıkçı olayında zihinlere takılan birkaç soru var. Suudiler, bu kişiyi kiralık katillere veya terör örgütlerine havale ederek, çok daha ucuza ve bu kadar sansasyona sebep olmadan halledebilir, hatta kaza süsü vererek amaçlarına kolaylıkla ulaşabilirdi. Ama Suudiler, bu kadar açık bir yol izleyerek, muhaliflerine gözdağı mı vermeyi tercih ettiler? Suudiler, ABD ve İsrail’deki dostlarına mı güveniyorlar?

Bu arada 25 Ekimde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapılması planlanan, ‘Geleceğe Yatırım’ konulu konferans, katılımcı ülkeler tarafından protesto edilerek iptal ediliyor. Suudi’nin kendi vatandaşına yaptığı bu vahşet, dünya ülkelerinin nefretini kazandı.

Kaşıkçı olayı, alçakça organize edilmiş bir devlet terörüdür. Devlet terörünün bir başka şekli de doğruları söyleyen, dürüst ve ilkeli kişileri çeşitli yöntemlerle katlederek ortadan kaldırmak yerine, görevlerinden alıp yerlerine sizin istediğiniz sözleri söyleyecek, sizin istediğiniz rakamları, yanlış hesaplamalarla ilan edecek kişileri bu makamlara getirmektir. Ekimin ilk haftasında, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan enflasyon rakamları, yöneticilerimizin hoşuna gitmemişti. Onlar nasıl bir dünyada yaşıyorlarsa aylık enflasyonu 3,6 olarak tahmin etmişler, ancak rakam 6,3 olarak ilan edilmişti. Bu rakamları ilan eden Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkan Yardımcısı Enver Taştı, rakamların açıklanmasının hemen ardından 3 Ekimde görevinden alındı. Enver Taştı, alelacele görevinden buharlaştırılarak, yerine Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Enerji Bakanlığı döneminde birlikte çalıştığı Yinal Yağan getirildi. Berat Albayrak Enerji Bakanı iken müsteşarı olan Fatih DÖNMEZ de, Albayrak’ın Maliye ve Hazine Bakanı olması ile Enerji Bakanı olmuştu.

Bundan sonra enflasyon rakamları, hükümetimizin istediği gibi çıkacak. Yersek tabi. Mesela halkımızın çoğu tarafından kullanılan ve zam üstüne zam yapılan doğalgazı ve mutfakların vazgeçilmezi olan domatesi enflasyon sepetinden çıkarıp, yerine artık hiç kullanılmayan gazyağını ve tezgâhlardan kalkmış tüylü acırı koyarsanız, enflasyon rakamını da doğal olarak biraz azaltmış olursunuz. Aynı operasyon Merkez Bankamızda da yapılırsa, faizler de istenen seviyeye gelmiş olacak. Böylece yöneticilerimizin arzu ettiği güllük gülistanlık bir Türkiye göreceğiz de yaşayamayacağız. Çünkü rakamlar, dalavere ile istenen seviyeye getirilmiş olacak.

Peki böyle bir durumda Türkiye’nin orta ve uzun vadede makro dengeleri alt üst olmaz mı? Türkiye, itibar kaybına uğramaz mı? Dengeler bozulur ve itibarımız kalmazsa, yakın gelecekte 2001 krizinden daha ağır bir krizle karşılaşmaz mıyız? Bu durum nasıl düzeltilir? Yarım ekonomistler maldan, yarım doktorlar candan, yarım hocalar da imandan ederler. Sanki yarım ekonomistler ve sağlam temellerini beğenmedikleri dinimizi güncelleştirmeye çalışan yarım hocalar tarafından yönetiliyoruz. İnşallah aklımıza gelenler, başımıza gelmez.

Yakın zamanda ODTÜ öğrencilerinin yaptıkları bir eylem, Cumhurbaşkanımız tarafından ‘hakaret’ olarak görülmüş ve haklarında dava açılarak tutuklanmalarına kadar gitmişti. Birkaç gün önce olay tatlıya bağlanmış ve dava geri çekilmişti. Aslında ‘eleştirilere tahammül edememek’ siyasetle uğraşanlara yakışmıyor. Öyle her eleştirinin arkasından mahkemelere koşmak, acizliğin de bir ifadesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinin fikir özgürlüğü konusundaki tavrını bilen Başkan Erdoğan, bu olayın sonucunda davayı kaybedeceğini anlamış olacak ki, erkenden barış yolunu seçti. Ben dava açılan öğrencilerden biri olsaydım, elimi Erdoğan’a uzatmaz ve onun bu davetine de asla icabet etmezdim.

Birlik ve bereket içinde kalın sağlıkla…

 

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?