Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
DÜNYA FANİ DEĞİL Mİ?
  • 0
  • 363
  • 26 Mart 2018 Pazartesi
  • +
  • -

DÜNYA FANİ DEĞİL Mİ?

Yazdığım yazılar ile ilgili olarak zaman zaman olumlu veya olumsuz eleştiriler alırım. Böyle durumlarda, ilgili yazımı tekrar tekrar okur, okuyucularımın bakış açılarından bir kere daha değerlendirmeler yaparım. Düzeltmem gereken yerler olursa, gerekli düzeltmeyi yaparım.

Siyaset ve politika kelimelerinin ne anlama geldiğini daha önceki yazılarımdan birçoğunda açıklamaya gayret etmiştim. Kısaca siyaset, insanları mutlu etme, yani iyi yönetme sanatıdır. Batı kültürünün ürünü ‘politika’ ise yalan söyleme, menfaatler peşinde koşma ve fitne fesat çıkarma yani kısaca dalavere yapma sanatıdır. Öncelikle siyasetçinin şeffaf olması, eleştirilere açıklıkla cevap vermesi, kendi yaşantısına azami dikkat ederek, çevresine örnek olması gerekir. En küçük eleştirilere dahi dayanamayıp çirkefleşen kişiler, politikacı olabilirler de siyasetçi asla olamazlar.

Tarihimizin büyük ustalarından Mimar Sinan, ‘ustalık eserim’ dediği Edirne’deki Selimiye Camisi tamamlandığında, caminin çevresini dolaşırken oyun oynayan çocuklarla karşılaşır ve onlara caminin nasıl göründüğünü sorar. Çocuklardan biri, ‘cami çok güzel oldu da şu minarede biraz eğrilik var amca’ deyince, halatlar hazırlanır, minareye bağlanır ve çocukların da yardımı ile, aslında en ufak bir eğriliği olmayan minare, doğrultulur.  Usta, ne çocukları azarlar ne de zamanın mahkemesine koşup, ”bu çocuklar, benim ustalık eserime ‘eğri’ diyerek hakaret ediyorlar” diye suç duyurusunda bulunur. Siyasi dehasını kullanıp, minarenin kıyamete kadar ‘eğrilik’ sıfatıyla anılmasını da böylece önlemiş olur.

Önemli makamlarda oturanların icraatlarını, başkalarının bakış açılarından da görüp anlayabilmeleri için onlarla bir araya gelmelerinde çok fayda var. Eleştiri ile hakareti ayırt edemeyen ve kendi kuruntuları yüzünden kanunlarımızın açıklarından faydalanıp adaleti meşgul edenlerin, iddialarını ispat edemezlerse otomatik olarak soruşturmanın kendilerine dönmesinin kanunen sağlanması gerekir ki caydırıcılık sağlansın.

Ülkemizin yakın geçmişinde yaşanan birçok olayı, bugün artık unutmuş gibiyiz. 21 Şubat 2001 krizi olarak bilinen olay, zamanın Cumhurbaşkanı A. Nejdet Sezer’in anayasa kitapçığını fırlatması ile açığa çıkmıştı. O günlerde ülkemiz, bir anda yarı yarıya değer kaybetti, fakirleşti. Dönemin iktidarını oluşturan DSP, MHP ve ANAP, 3 Kasım 2001 seçimleri ile birlikte %10 luk barajın altında kaldı. Yine o günlerde çok uluslu şirketler ile içimizdeki hainler, servetlerine servet katarken tüm millet olarak hepimiz fakirleştik. Ben de olumsuzlukların unutulmasından yanayım da benzer olayları, hem de gururla bugün de sürdürmeye çalışanları ibretle görüyorum.

28 Şubat sürecinde, yani 1996-2001 döneminde T.C. Merkez Bankası başkanı olan Gazi Erçel, bankadaki kişisel parasını (bitimine sadece 9 gün kala vadeli hesaplarını da bozarak) bir anda ABD Dolarına çevirmiş, iki gün sonra yapılan devalüasyon ile de servetini ikiye katlamıştı. Yani o zamanın T.C. Merkez Bankası Başkanı, tüm Türkiye’yi soymuştu. Gazi Erçel, yakın çevresine ve Citibank gibi yabancı bankalara, mesai saatleri dışında Merkez Bankamızın kasalarını açarak, ucuz kurdan satış işlemini de yaptırmıştı. Bu gibi olaylar, önceki dönemlerde de Allah bilir kaç defa tekrarlanmıştı.

Bu gün de yaşadığımız birçok olay bana hep Gazi Erçel’i hatırlatır. Hırsızlık, sadece ihalelere fesat karıştırmakla veya anlaşarak ‘benim ihaleleri senin ekibine, senin ihaleleri de benim ekibime verelim’ demekle veya ihalelerden komisyon almakla olmuyor. Yeni cazibe merkezlerinin oluşumunda konuyu önceden bilenler, Gazi Erçel olayında olduğu gibi haksız kazanç sağlayabiliyorlar. Bazıları kendi ikballeri için milletin malını istediklerine peşkeş çekebiliyorlar. İşte basın yayın organlarının sorumluluğu da burada devreye giriyor. Ama yavuz hırsız, ev sahibini bastırırmış. Sen politik makamlara gelmek için her türlü dalavereyi yap. Makamdayken aynı dalaverelere devam et. Hatta bazı basın yayın mensuplarını, milletin malını peşkeş çekerek sustur. Biri bir şey söyleyince de utanmadan adliyeye koş.

Her zaman söylediğimiz bir söz vardır. ‘Dünya fanidir’ diye. Daha birkaç saat önce görüp selamlaştığımız kişilerin cenazelerine katılıyoruz. Genci ve yaşlısı ile tanınmış birçok kişinin üzerine toprak örtüyoruz. Bakanların, milletvekillerinin cenazelerine omuz veriyoruz. Ne kadar ibretlik bir durum, değil mi?

Yazılarıma başladığım günden beri bu tür eleştirilerimi yapıyorum. Ömrüm oldukça yapmaya da devam edeceğim. Eğitimci olduğunu zannedip okuduğunu anlayamayanlara, doğruları dinlemeye dahi cesaret edemeyenlere, külhanbeyi edasıyla bağırıp çağıranlara da pabuç bırakmaya niyetimiz yok.

Mutlu ve umutlu yaşamak dileklerimle kalın sağlıkla…

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?