Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
EMR-İ BİLMARUF
  • 0
  • 647
  • 02 Ekim 2018 Salı
  • +
  • -

Doğarken İslam fıtratı üzere dünyaya gelen her çocuk, gelişip büyüdükçe önce ailesinin, sonra da arkadaş çevresinin ve öğretmenlerinin etkisi ile olgunluğa erişir. Sonunda da yaşadığı hayat yolunda vefat eder. Büyüklerimiz, “su destisi, su yolunda kırılır” demişlerdir. Çevremizde namaz kılarken, oruçlu halde vefat eden birçok kişi yanında, hırsızlık veya zina halinde ve uyuşturucu kullanımı sırasında ölenlere de şahit oluyoruz.

Dinimiz İslamiyetin fertlerin ve toplumların sosyal yaşamını düzenleyen birçok kuralları vardır. Bu kurallardan bazıları zorunluluk, bazıları da tercihlere bırakılmıştır. Namaz, Oruç, zenginler için Hac ve zekat zorunlu ibadetlerimizdendir. Bunlarla birlikte sınırları sınırsız komşuluk haklarımız, nefsimiz ve düşmanlarımızla cihat, iyiliği emredip kötülükten nehyetmek, başkalarının hak ve hukukuna riayet, infak etmek de dinimizce çok önemli görülen ve yapılması konusunda ayet ve hadislerle desteklenen önemli konulardır.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de, ”Sizden hayra çağıran, marufu emreden, münkerden vazgeçirmeye çalışan bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Ali İmrân,104) buyrulmaktadır. Yani marufu emretmek, iman ve itaate çağırmak; münkerden nehyetmek de küfür ve Allah’a başkaldırmaya karşı durmaktır. Bu ayetle marufun emredilmesi ve münkerden menedilmesi işi, bütün İslâm ümmetine farz kılınmıştır. İslâm uleması bu görevi ümmet içinden bir grubun yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun kalkacağını, ancak hiç kimsenin yapmaması halinde bütün Müslümanların sorumlu ve günahkâr olacağını söylemiştir

Hz. Peygamber (s.a.s.) de bu konuda şöyle buyurmuştur: “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir”. Marufu emretmek, münkerden alıkoymak sorumluluğunun ağır bir yük olduğunu Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şu hadisi ortaya koymaktadır: “Bana hayat bahşeden Allah’a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez” (Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Hanbel).

Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde, Müslümanların her birinin birer çoban olduğu, elleri altındakilerden sorumlu bulunduğu, müminler arasında canlı ve sürekli bir toplumsal birliktelik ve beraberliğin olması, daima zayıfın hakkının güçlüden alınmasından yana tavır takınılması, cihadın en faziletlisinin zalim bir devlet başkanına karşı hak bir söz söylemek olduğu belirtilmektedir.

Bir toplumda iyiliği emreden ve kötülükten menedenler olmazsa, münker olan işler giderek birer kural haline, bir yaşama biçimi haline gelirler. Şeytanlar ve münafıklar hak ile batılı karıştırır, doğruyu bozarlar. İnsanlara Allah’ı unuttururlar. Böyle bir toplumda Müslümanların tavrını, yine âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şu hadisinde bulmak mümkündür.

“Sizde iki sarhoşluk ortaya çıkmadıkça Allah tarafından gelen hak din üzere devam edersiniz. Cehalet sarhoşluğu ve dünyaya aşırı düşkünlük… Siz iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah yolunda cihad ederken, içinizde dünya sevgisi oluşuverince iyiliği emretmez, kötülüğe engel olmaz ve Allah yolunda cihadı bırakırsınız. O gün Kitap ve sünnetin emirlerini yaymaya çalışanlar Ensar ve Muhacirlerden İslâm’a ilk giren kimseler gibidirler” (Bezzâr, Mecmau’z Zevâid, VII, 271); “İyileriniz zalimlerinize yardakçılık eder; Fıkıh kötülerinizin, saltanat da küçüklerinizin eline geçer. İşte o zaman fitnenin hücumuna uğrar ve birbirinize düşersiniz”. ”(Bu durumda ise) açık günahlar herkese zarar verir, kötüler iyilere musallat olur, iyilerin de kalbi mühürlenir, lânetlenirler. Fitne günlerinde ise sabırlı olmak ateşi kor halinde elde tutmak gibidir” (Kenzü’l-Ummâl).

Enes b. Mâlik’ten rivayet edilen bir hadiste şöyle bir hüküm bulunmaktadır: “Biz Allah’ın Resulüne ‘Ey Allah’ın Resulü, biz iyiyi tamamen işlemedikçe emredemez miyiz? Kötülükten tamamen sakınmadıkça menedemez miyiz?’ diye sorduk. Resulullah şöyle buyurdu: “Siz iyiliğin tamamını işlemezseniz dahi iyiliği emrediniz. Siz kötülüğün tamamından sakınmasanız dahi kötülükten sakındırınız” (Taberânî).

Hz. Lokman’ın oğluna öğüdü, her zaman ve mekânda uyarıcının hâlini beyan eder: “Yavrum, namazı gereği üzere kıl; iyiliği emret ve fenalıktan alıkoy. Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan. Çünkü bunlar kesin olarak farz kılınan işlerdir” (Lokman).

İnsanlar için en hayırlı topluluk olan İslâm ümmetinin bireyleri, birbirlerinin bütün dertleriyle ilgilenen kişilerden meydana gelir. Günümüzde bu ayet ve hadisler ışığında yaşayabilen, bunları hayatına tatbik edebilen kimler varsa ne mutlu onlara.

Birlik ve bereket içinde kalın sağlıkla…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?