Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
ENERJİ VE KUDRET
  • 0
  • 487
  • 10 Nisan 2018 Salı
  • +
  • -

Türkiye son birkaç yıldır, dünya çapındaki projeleri ile 2023 hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor. Tamamlanan boğazın tünel geçişi, kent hastaneleri, Orhan Gazi Köprüsü, İpekyolu demiryolu, petrol ve gaz taşıma boru hatları gibi projelerden sonra, Nükleer santraller, Kanal İstanbul, İstanbul havaalanı, Çanakkale köprüsü ve benzeri projeler artık yapım aşamasında. Bundan çok değil 20 yıl önce, hayal dahi edilemeyen Büyük Türkiye Projesi, artık hızla gerçekleşiyor. Bu hedeflere doğru emin adımlarla gidilirken, ABD ve AB gibi ülkelerin Türkiye’yi çökertme planları da yerle bir ediliyor.

Rusya’dan satın alınması kesinleşen S-400 füzeleri ile Akkuyu’da Rusya tarafından yapılacak nükleer santralden sonra kornet güdümlü tanksavar füzelerinin de Rusya’dan alınması gündemde. Özetle Türkiye, bu hareketiyle savunmada çeşitliliğe yönelmiş oluyor. Anlayabildiğimiz kadarıyla ikinci nükleer santral ‘Japon’ teknolojisi ile, üçüncüsü de bir başka ülkenin teknolojisini transfer edilerek yapılacak.

Türkiye, bu çok önemli adımları atarken, yaptığı anlaşmaların en önemli tarafı, ‘teknoloji transferi’ özelliği taşımasıdır. Uzun zamandan beri yapılan görüşmelerin en önemli ayağını teknoloji transferi oluşturuyor. Yani mesele, parayı verip silahları almak değil sadece. Rusya Devlet Başkanı Putin, son yaptığı açıklamasında uzun görüşmelerle ilgili olarak, Türkiye’ye teknoloji transferinin bir ‘güvensizlik sorunu değil, tamamen ticari’ olduğunu açıkladı.

Türkiye, uzaya uydular gönderiyor. Ancak bu uyduların yapımında sahip olduğumuz teknoloji, fırlatma aşamasında yeterli olmuyor. Türkiye, bu teknolojiye sahip olabilmek için, S-400 lerin fırlatma teknolojisinden faydalanmak istiyor. Bu sayede fırlatma rampalarımızı kendimiz yapacak, kendi uydularımızın kontrolünü de elimize alacağız.

Enerji, ‘egemenlik’ demektir, ‘güç’ demektir, ‘caydırıcılık’ demektir. Türkiye, bu teknolojileri almakta oldukça geç kaldı. Bazen yöneticilerimizin basiretsizliği, bazen de imkânlarımızın yeterli olmaması nedeniyle on yıllarca bu teknolojilere sahip olamadık. AR-GE (araştırma-geliştirme) çalışmaları, hem zaman hem de masraf yönüyle çok ağır bedeller gerektirir. Öyle ki yıllarca çalışıp başarısız olmak yanında, boşa giden yüksek masraflarla da karşılaşırsınız. Yani bedeli çok ağır olabilir.

1970 li yıllarda, yeterli enerji üretimimiz yoktu. Ülkemizin her yanında düzenli elektrik kesintileri yapılır, böylece fabrikalar çalışmaz, üretim durur, çalışanlar işi bırakırlardı. Bu düzenli kesintilere sık sık düzensiz olan kesintiler de eklenir, makineler arıza yapar, sanayicilerimiz ne yapacaklarını şaşırırlardı. Rahmetli Sakıp ağanın bu konularda nasıl feryatlar ettiği, hala kulaklarımızda çınlıyor. O zamanlarda Güney Kore’de de benzer durumlar yaşanırdı. Bugün artık Güney Kore, kurduğu 20 adet nükleer reaktörler sayesinde elektrik ihtiyacının %36 sını karşılıyor. Ürettiği nükleer enerji ile bu gün dünyanın zengin ve önemli gücü haline geldi. Konya’dan daha küçük bir araziye sahip olan Belçika’da çalışan 7 adet nükleer santral, ülkenin %55 enerji ihtiyacını karşılıyor. Bizde, 2023 yılında devreye girebilecek ilk reaktörün temeli yeni atılabildi.

S-400 lerin alımının kesinleşmesinden hemen sonra ABD, daha önce vermeyi kabul etmediği Patriot füzelerini, çok cazip şartlarda Türkiye’ye vermeyi kabul eden öneriler sunmaya başladı. İyi bir pazarlıkla bu teknolojiyi de almamız mümkün hale geldi. Birbirinden farklı teknolojiyi temin etmek demek, hepsinden daha üstününü yapmak anlamına gelir. Bu da Türkiye’yi kısa zaman içinde, teknoloji satan bir ülke konumuna getirecektir.

Afşin-Elbistan kömür havzasında kurulan ilk termik santralimiz teknoloji transferi ile yapıldığında ne maddi gücümüz, ne de teknolojimiz vardı. Hatta bu işlerde çalışacak kalifiye elemanlarımız da yoktu. Beş yıl benim de emeğimin geçtiği montaj işleri, 1977 yılında başlamış, Almanların teknolojisi ve Dünya Bankası kredisi ile ABD lilerin motajı gerçekleştirmesi şeklinde tamamlanabilmişti. Öğrendiğimiz teknolojiyi, daha sonraki yıllarda aynı bölgede birkaç santral daha kurarak geliştirdik. Çalışan elemanlarımız, daha sonra ABD nin yanı başında bir ada devleti olan Aruba ve benzeri ülkelerde kurulan santrallerde önemli görevler üslendiler. Türk müteahhitler, deneyimli elemanlar ile başka ülkelerde santraller ve önemli tesisler yaptılar. Sonuçta ülke olarak çok kazandık.

Türkiye’yi böyle karar almaya sevk eden en önemli etken de, ihtiyaç duyduğumuz savunma silahlarını ABD, Nato ve AB ülkelerinin, ‘PKK ve YPG/PYD’ gibi terör örgütlerine sempatizanlıkları nedeniyle, Türkiye’ye vermekten kaçınmaları oldu. Hatta bir dönem, sınırlarımız içindeki terörist yuvalarına karşı kullandığımız helikopter ve tanklarımızı dahi kullandırmak istemediler. Almanya açıkça, ‘bizden aldığınız silahları kullanamazsınız’ diyerek, Türkiye’yi suçladı. Daha birkaç ay önce piyade tüfekleri konusunda benzer bir durumu, Avusturya ile de yaşadık. Önemli bir kısım silahların Türkiye tarafından üretilebilmesi, üretilemeyenlerin teknolojileri ile birlikte satın alınmasını zorunlu hale geldi.

Türkiye, son yıllarda Amanos ve Güneydoğu’yu teröristlere dar ederken, yine teröristlere karşı Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de büyük başarılar kazandı. Genelkurmay başkanımız, Ege’de rahat durmayan Yunanistan’a karşı da ‘rahat durun, size de yeteriz’ mesajını gönderdi. 15 Temmuz sonrasında gücünü kaybettiği yaygarası koparılan TSK, dünyaya gerekli mesajları sadece sözle değil, aktif olarak da fiilen veriyor. Sonuç olarak Türkiye, basiretli siyasetçileri ile istikbalde güçlü, enerjik ve kudretli olabilmek için emin adımlarla ilerliyor.

Barış ve istikrar içinde yaşamak umuduyla kalın sağlıkla…

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?