EYT VE SOSYAL GÜVENLİK

EYT VE SOSYAL GÜVENLİK

Politika yapanlar, dünyanın her yerinde seçmenlere karşı daha müşfik, daha sabırlı ve daha sevecen olmak zorundadırlar. Bunu başaramayanlar, kısa sürede politikanın dışında kalırlar. Bir İngiliz atasözü, “eğer bir politikacı ‘evet’ derse, bu ‘belki anlamındadır. Eğer ‘belki’ derse bu da ‘hayır’ anlamına gelir. Eğer ‘hayır’ derse o kişi politikacı değildir” der.

Ülkemizde yıllardır siyaset ile uğraşanları ibretle takip ediyoruz. ‘Yaratılanı, yaratandan ötürü severiz’ diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sözüyle kitlelerin beğenisini kazanmış bir siyasetçidir. Ancak son günlerde, kısaca EYT liler olarak adlandırılan, ‘Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ için söylediği sözler, bir siyasetçi olarak ona yakıştırılmadı. Erdoğan daha uzlaşmacı, daha kucaklayıcı ve daha orta yolu bulacak bir söylem geliştirmeli iken, kapıları kapatan bir kimliğe bürünmesi, artık siyasette çok yorulduğunun ve umudunu kaybetmişliğin bir işareti değil midir?

Ülkemizde, bir türlü rayına oturtulamayan eğitim sistemimiz gibi sosyal politikalarımız da düzeltilemedi. Yıllar içinde, aynı partiden bile olsa her gelen iktidar, genellikle popülist yaklaşımlar sergileyerek, sistemi içinden çıkılamaz bir hale getirdiler.  Bu yanlış kanun ve genelgelere ek olarak bazen Genel Müdürler de şifahi olarak verdikleri emir ve yasaklarıyla vatandaşları mağdur ettiler. Mesela Bağkur karnelerinin ‘vize’ ettirildiği dönemlerde, yükümlünün Bağkur’a borcu olmasa da vergi ve meslek odalarına borçlu olanların bu kurumlara borçlarını ödemeden vizeleri yapılmadı. Mükelleflere uydurma borçlar çıkarıldı. Böylece mükellefler, ya olmayan borçları ödediler ya da hak ettikleri sağlık hizmetlerinden yararlandırılmadılar.

Eskiden Memur, İşçi ve Patron olarak üç farklı kategoride ayrı ayrı takibi yapılan mükellefler, kayıtların dijital sisteme aktarılması ve her vatandaşa bir kimlik numarasının verilmesi ile SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) adı ile 16 Mayıs 2006 tarihinde çıkarılan bir kanunla, tek bir çatı altında birleştirildi. Ama birleştirme, içerikte olmadı. Bu üç kurum emeklileri arasındaki uçurumlar giderilemedi. Sadece bu dönüşüm ile birlikte Emekli sandığı, Bağkur ve SSK, daha hızlı ve daha kaliteli hizmet vermeye başladı. Ama çok karmaşık olan sistem, bir türlü sadeleştirilemedi. Yanlış uygulamalar, yeni yanlışlarla düzeltilmeye çalışıldı.

Şimdi prim ödeme sürelerini doldurarak emekliye ayrılanlar, belli bir yaşa kadar beklemek zorundalar. Bu bekleme sürecinde sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorlar. Eğer prim ödemeye devam edecek şekilde çalışıyorlarsa, sağlıktan faydalanabilecekler. Ama şimdiki ödedikleri prim miktarı eski ödediklerinden az olursa, şimdi hak ettikleri emekli maaşları da düşmeye başlıyor. Bu durum da mükelleflerin kayıt dışına çıkmalarına sebep oluyor. Devlet, EYT lilerin bu günkü hak ettikleri emekli maaşlarını koruyacak, yani düşmesini engelleyecek bir adım atabilse, vergi gelirleri ve prim ödemeleri yönünden hem karlı çıkacak hem de bu grubu teskin edecek.

Erdoğan, EYT lilerin yaş bekleme süresinin kaldırılması durumunda, SGK kurumunun iflas edeceğini söylemesi ne kadar gerçekçidir? Erdoğan, sayıları 50 bini geçen muhtarların bir yandan yetkilerini azaltırken bir yandan da onlara maaş bağladı. Onları zaman zaman Külliye’de ağırlayarak, AKP nin memurları gibi organize etti. Neden? Aynı kişi, sayıları 4 milyonu geçen mültecilere hatırı sayılır masraflar etti. Bunlarla birlikte Türkiye, yoksul ülkelerdeki muhtaçlara da yardım eden ülkeler arasında üst sıralarda. Hatta Türkiye’deki tüm emeklilere, yılda 2000 TL ikramiye ödemesi yapılıyor. Türkiye, dar gelirli kendi vatandaşlarına verdiği paralarla asla batmaz. Batarsa, Maliye’yi sipariş üzerine yanlış hesaplar yaptırarak yönetenler, iktidarın başına çöreklenmiş hırsızlar nedeniyle batar. Sipariş ve dalavere ile rakamları istedikleri hale getirenler, yılbaşından itibaren emeklilere ve ücretlilere bu rakamlar üzerinden zamlar uygulamaya kalkarlarsa, işte o zaman EYT lilerin ne kadar büyüdüklerini de göreceklerdir. Anlaşılan Cumhurbaşkanı, EYT lilerin AKP ye oy vermeyeceklerini, yaptığı araştırmalarla öğrenmiş bulunuyor da onun için hırçınlaşıyor.

Meseleyi, ‘tüyü yetmemiş yetimlerin hakkı’ sathına çekmenin de bir anlamı yok. Sanki vergi aflarıyla vergisini dürüst ödeyenlere haksızlık yapılmıyor. Sanki dövizli askerlik bedellerinde yanlışlıklar yapılmadı. Sanki imar barışı ile inşaatını kanunlara uygun olarak yapanlara haksızlık yapılmadı. Sanki geçmişte birçok defa yapılmış, yakında da bir yenisi daha çıkması beklenen ceza indiriminde de hak sahibi mağdurlara haksızlık yapılmayacak…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir politikacının yapmaması gereken üslup ve duyarsızlıkla, tutarsız ve çelişkili kesin hükümler veriyor. Geçmişte de böyle konuşanlar, şahsi ikballeri söz konusu olduğunda menfaatleri için geri adımlar atmak zorunda kaldılar. Dün dündü, bugün ise bugündür diyerek işin içinden sıyrıldılar. Ama onların sonunu da hep birlikte gördük. Allah (CC), iyilerin ve kötülerin içlerinden geçirdikleri her şeyi bilir. Ve bizim ona sağlam bir imanımız var elhamdülillah.

Sevgi ve saadetle kalın sağlıkla…

 

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?