Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
GERÇEK KÜLTÜR DEĞERLERİMİZ
  • 0
  • 711
  • 12 Temmuz 2018 Perşembe
  • +
  • -

O kadar zengin bir kültürün mirasçısıyız ki, kaybolmaya yüz tutmuş birçoklarının farkında bile değiliz. İlimizin, çok zengin bir mutfak kültürüne sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Düğün ve eğlence kültür zenginliğimiz de batı kültürünün yaptığı dejenerasyona rağmen birçok yönü ile devam etmekte. Ancak unutulmaya yüz tutmuş birçok kültürel zenginliğimizin de olduğunu çok azımız biliyor. Oysa kültürel değerlerimiz bizim yaşam tarzımızı belirliyor.

Valiliğimiz, Belediyemiz, gazeteci/yazarlarımız ve birçok sivil toplum örgütlerimiz, imkânların el verdiği ölçülerde ilimizi tanıtmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki bu tanıtımlar çoğu zaman mutfağımız, arada bir de eski evlerimiz ile sınırlı kalıyor. Restoresi yapılan bu eski evlerimizden de tanıtımda yeteri kadar faydalanamıyoruz. Çünkü bu mekânları görmek isteyen ilgililer ve meraklılar, kapıya kadar gelip içerde bayanları görünce girmeye çekiniyorlar. Bu mekânlar, birer ‘oy’ potansiyeli olarak görülüyor ve maalesef birkaç kişinin ikbali için feda ediliyor. Büyük masraflar edilerek yeniden yapılan muhteşem sabunhane binamız artık gündemde değil. Şimdi sahipsiz ve küskün olarak kaderine terk edilmiş durumda.

Mesela komşu illerimizden Şanlıurfa, inanç turizmde en çok ziyaret edilen illerimiz arasında. Urfa, peygamberler şehri, güzel sesli ve güzel huylu insanların şehri. Tarihi yapılar itibarı ile de çok zengin. Bu ilimizi ziyaret edenler, sadece dini ve tarihi mekânları mı görmeye gidiyorlar? Bence hayır… Urfa, bilindiği gibi ‘sıra geceleri’ ile de ünlü bir ilimiz. Sabahtan akşama kadar, tarihi ve dini yerleri ziyaret eden misafirler, gün boyu Urfa mutfağının lezzetini tadıp, akşamdan sonra da ‘sıra’ gecelerinde yöresel müziğin ve eğlencenin doruğuna çıkıyorlar.

Bizler, Kilis’e gezmeye gelecek bir turist kafilesini, yeteri kadar mutlu edebilecek miyiz? Sahabelerimiz var, sahip çıkamadığımız muhteşem bir mutfağımız var, tarihi konaklarımız, mekânlarımız var. Ziyaretçilerin ilgisini çekebilecek eğlencelerimiz ve kültür evlerimiz nerede?

Dr. Hasan Şener’in derlediği ve 2004 yılı Nisan ayında sadece 500 adet olarak basılan, ‘Kilisli Zihni Divanı’ isimli kitabı okurken, yakın geçmişe kadar Kilis’te bir Divan Edebiyatı Geleneğinin olduğunu gördüm. Bugün bırakın yaşatılmayı, bahsedilmiyor bile. Gerebiç, yufka, Kilis Tava, Künefe ve Katmer gibi geleneklerimizden ve lezzetlerimizden hep bahsediyoruz da, Divan Edebiyatı Geleneğimizden bahsedenimiz yok.

Hasan Şener kitabında bu geleneğimizden şöyle bahsediyor: Kilis, 18. ve 19. Yüzyıllarda, Ortadoğu’nun en önemli Doğu ve İslam bilimleri merkezlerinden biri olmuştur. Her mahallesinde birkaç camisi, her camisinde uzaktan yakından gelmiş öğrencilerle dolu medreseleri bulunan bu kent, elbette ki bilim adamlarının yanı sıra şairler de yetiştirecekti. O zamanlar Kilis’te varlıklı kimselerin odaları vardı. Bu odaların bir kısmında oda efendilerine yaramışlık taslayanlar toplanır, dedikodu ederlerdi. Bir de seçkin kişilerin ve aydınların toplandıkları odalar vardı. Bu odalarda da günün bilimleri ve edebiyatı konuşulurdu.

Şanlıurfa’nın sıra geceleri gibi bizim de eskiden olduğu gibi muaşeret odalarımız olabilir, olmalıdır da… Belediyemizin satın alarak restorasyonunu yaptırdığı konakların bir kısmı bu amaçla kullanılamaz mı? Kabiliyetli gençlerimizin şiir yetenekleri, böyle mekânlarda ortaya çıkarılamaz mı? Böyle mekânların çoğalması, ilimizin tanıtımına katkı sağlamaz mı? Tabi bunu yapabilmek için ucuz oy hesaplarını bir kenara bırakıp, hangi siyasi görüşten olursa olsun her yetenekli kişiye meydanı açmak gerekecek. Gerektiğinde de hicvedilmeyi göze almak gerekecek. Maalesef makam sahiplerimiz, azıcık eleştirilmeyi dahi göze alamayacak kadar bağnazlar.

Bu odalarda, adına ‘başcıl’ denilen bir kişi, bir beyit okuyarak sohbeti başlatır, bir başkası da bu beyitin son harfi ile başlayan başka bir beyit okuyarak oyunu devam ettirirmiş. Bu durum sırayla devam eder, okuyamayan oyun dışında kalırmış. Atışma, sataşma, hiciv ve övgülerin ardı arkasına devam ettiği bu oyun, çoğu zaman doğaçlama biçiminde devam edermiş. Böyle devam ederken bir kısım odalarda da, siyasi efendilerine yaramışlık taslayanlar toplanarak, onların egolarını tatmin edebilirler.

Böyle odaların devamı niteliğinde, şimdi de bazı toplantılar ve sohbetler yapılıyor. İlimizin ve ülkemizin meseleleri değişik açılardan değerlendiriliyor. Benim bildiğim kadarıyla akşamları, Tekke’de Sait Baytaz ağabeyin ve sabahları da Ecz Mennan Korkmaz beyin eczanesindeki toplantılar, sanki bu önemli geleneğimizin çok cılız birer devamı niteliğinde. Belki başka yerlerde de yapılıyordur. Bunları çoğaltmamız, uygun mekânlara taşımamız ve biraz da beyit okuma yarışmaları haline getirmemiz lazım. İlimizin tanıtılması için kolay şovları bir kenara bırakıp, zor da olsa bizi gerçek anlamda daha çok temsil edecek çalışmalar yapmamız lazım.

Sevgi, bereket ve dostluk içinde kalın sağlıkla…

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?