HİSSEDİLEN ENFLASYON VE NOTERLER!!!

HİSSEDİLEN ENFLASYON VE NOTERLER!!!

Hepimiz, enflasyonun ne demek olduğunu biliriz. Biliriz de enflasyonu, devletin açıklamalarından ayrı olarak farklı farklı hissederiz. Eskiden hava durumu da termometrelerin gösterdiği rakamlar ile tanımlanırdı. Bir de gördük ki Erzurum’daki 7 derece ile Antalya’daki 7 derece, birbirinden farklı. Havadaki nem oranı da hissedilen sıcaklığa etki ediyor. O zaman özel TV lerdeki hava durumu sunucuları, devlet kanallarından farklı olarak, bir de hissedilen sıcaklıkları söylemeye başladılar. İşte siparişle temin edilen enflasyon rakamlarımız da Ankara külliyede başka, Kilis 7 Aralık Üniversitesinde başka, Kilis’in Bölük Mahallesinde de bir başka hissediliyor. Hükümetin alacakları için bile %22,58 olarak hissettiği ve mükelleflere hissettirdiği enflasyonun, garip bir şekilde memur, işçi ve emekliler tarafından %8,55 olarak hissedildiğine inanılıyor.

Şimdi basit bir hesap yapalım. Ayda 5 bin TL ücret alan bir çalışana, ilk 6 ayda mevcut durum yılsonuna kadar devam ederse, %4,3 oranında yani 215 TL zam yapılacak. Eğer 1500 TL kira veriyorsa yasal kira zammı, %22,5 artışla (340 TL) 1840 TL olacak. Maaşlara yapılacak zam, sadece kira artışına bile yetmeyecek. Peki elektrik, doğalgaz, iletişim, su, ekmek ve diğer ihtiyaçların zammı nasıl karşılanacak? Bu durum açıkça milletçe ne kadar fakirleştiğimizin delili değil midir?

Enflasyonun en ağır hissedildiği kesimlerden biri de ard arda gelen intiharları yaşayanlardı. Son günlerde ailelerde yokluk ve yokluğun getirdiği bunalımlarla yaşanan toplu intiharlar içimizi yakarken, TV kanallarında, toplu intihar aracı olarak kullanıldığı anlaşılan siyanürün, nasıl temin edileceği ve nasıl kullanılacağı konularında detaylı açıklamalar yapılıyor. Güya bazı çevreler yaşananları, ekonomik sıkıntıların getirdiği bunalımlara değil de zehrin ne kadar kolay temin edilmesine bağlamak istiyorlar. Bu durumda, intihara meyilli olan kişilerin de dikkati çekilmiş olmuyor mu? Bu sorumsuzluğu devlet kanalları dahi yapıyorlar.

Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanı tarafından iki defa 100 günlük eylem planları açıklanmıştı. Her iki açıklamada da vergilerin tabana yayılacağı ve israfın önleneceği ısrarla vurgulanmıştı. Vergi bir türlü tabana yayılamıyor. Yani mükellef sayısı arttırılamıyor. Kayıt altına alınmış olanlara yüklenildikçe yükleniliyor. İsrafın önlenmesi konusunda da olumlu bir hareket göremiyoruz. Türkiye, AKP döneminde özellikle savunma sanayinde üretim konusunda çok yol kat etti. Ama daha kat edilecek o kadar yol var ki. Henüz sarı renkli ufak çatal iğneyi, diş macununu, gözlüklere bağlanan ipleri, temizlik ve ameliyathanelerde kullanılan lateks eldivenleri vs yapamıyoruz. Bu kıvır zıvır basit ürünler için, yabancı ülkelere yılda 8 milyar dolar civarında ödeme yapıyoruz. Hâlbuki küçük yatırımlarla, bu paranın yurtdışına çıkışı rahatlıkla önlenebilir. Hükümetimiz, bu durumlara el atıp ülkemizin refah seviyesini yükseltmek yerine kendisine yakınlaşan barolar ve bazı meslek birliklerini memnun edebilmek için küçük oyunlar peşinde koşuyor.

Hukuk reformu adı altında hazırlanan bir torba yasası, önümüzdeki günlerde iktidar tarafından meclisten geçirilerek yasallaşacak. Yasa ile Noterlere yeni yetkiler ve işler veriliyor. Bu düzenleme ile mahkemelerin önündeki iş yükü azaltılacak, vatandaşlara da kolaylıklar getirilecekmiş. Eğer kanun yasallaşırsa bundan böyle noterler, isim değişikliklerini, yaş düzeltmelerini, miras paylaşımını ve benzer hizmetleri yapacaklar. Bu işleri, yaptırım gücü olmayan, yeterli sorumluluk taşımayan ve denetlenmeyen noterlerin yapmalarının doğru olacağını düşünmek zor… Tabi devlet açısından en önemli faydası, noter sayılarının arttırılarak işsiz avukatlara iş sağlanacak olması. Daha önce Maliye Bakanlığında belirtilen hizmet sürelerini tamamlamış ve belli kademelere gelmiş olanlara, emekliye ayrılmaları karşılığında, hava parası olarak ‘Yeminli Mali Müşavirlik’ yapabilme imkânı verilmişti. Bu iş için yeterli beceriye sahip olmayan birçok maliye bürokratı, hemen istifa ederek, yasal olmamasına rağmen bir mali müşavir ile anlaşarak mührünü ona teslim etmiş ve ay sonunda alacağı maaşı nasıl değerlendireceğinin hesabını yapmıştı. Benzer şekilde emekliye ayrılan emniyet mensuplarına da, güvenlik ve sürücü kurslarında yetkili olma kuralı ile avantajlar verilmişti. Şimdi sıra baroları memnun edecek uygulamalara gelmiş görünüyor.

Bir diploma veya benzer bir evrak, herhangi bir devlet kurumunda, ‘aslının aynısıdır’ kaşesi vurularak noterden onaylanmış gibi kullanılabiliyor. Buna imkânı olmayanlar veya bu durumu bilmeyenler, notere giderek yüklü bir bedel ödemek zorunda bırakılıyorlar. Neden? Bizim İstanbul’da yüz ortaklı bir kooperatifimiz var. İnşaatımız tamamlanınca, binamızın kooperatif yönetiminden bina yönetimine geçirilmesi gerekiyor. Bu işin hukuki takibi için arkadaşlarımız bir hukuk bürosu ile anlaşmışlar. Ortakların da bu hukuk bürosu avukatlarına, işlerin takibi için yetki vermeleri gerekiyor. Tabi yetkilendirmeler noterden olacak. İstanbul’da ikamet eden üyeler, 20-30 kişilik gruplar halinde noterlere gidip vekâletlerini 50-60 TL karşılığında yaptırıyorlar. Benim gibi uzakta ikamet edenler de bulundukları yerden vekâlet verecekler. Ancak benden vekâlet için noterler tarafından istenen ücret, tam 180 TL. Böyle bir hizmet için notere işlem yaptırmanın gerekliliğini de anlayabilmiş değilim. Benim yazarak imzaladığım bir vekâleti, neden birilerine ödeme yaparak onaylatmak zorunda olayım? Bir yandan sorumluluklarını ve yetkilerini devrederek, hizmet maliyetlerini düşürmek, diğer yandan da vergilere zam yaparak gelirlerini yükseltmek, bir çelişki değil mi? İşte devlet ile milletin anlaşamadığı nokta da bu…

Bu vesile ile 9 Kasım günü El-Bab’ta meydana gelen terör eylemini kınıyor, vefat edenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Sağlık ve saadetle kalın sağlıkla…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?