kilisinsesi.com.tr
İSLAM MEDENİYETİ
Genel
4 Aralık 2019
Ahmet Laz

İSLAM MEDENİYETİ

         Çağımızın iletişim konusundaki en etkili yayın organı, ‘sosyal medya’ dır. Kullanımı çok ucuz olan ve sahte kimliklerle her türlü...

         Çağımızın iletişim konusundaki en etkili yayın organı, ‘sosyal medya’ dır. Kullanımı çok ucuz olan ve sahte kimliklerle her türlü yalanın söylenebildiği, iftiranın atılabildiği bu alanda; amacı, geçmişimizi kötülemek olan bazı maksatlı kişilerin yazılarını paylaşan gafil diyebileceğimiz kişilerin varlığını da üzülerek görmekteyiz. Maalesef karanlık bir dönemi aklamak için geçmişe yapılan bu iftiralar, özellikle Ateistler tarafından sürekli olarak gündeme taşınmaktadır.

İslam medeniyetinin temelinde, ırkçılığın yeri yoktur. Bu nedenle Müslüman tüm milletlerdeki bilim insanları, kısa zamanda baş döndürücü bir medeniyet kurmuş ve bir bilim tarihi yaratmışlardır. Ayrıca İslamiyet, din olarak her dinden daha çok bilime değer verdiği ve hatta ‘bilimsel ilerlemeyi emredici’ olduğu için, Hıristiyanlıkta olduğu gibi din-bilim çatışmasını da yaratmamıştır. İslam dinine göre bilim, evrenseldir ve Müslüman’ın yitiğidir. Müslümanlar bilimi nerede bulurlarsa alır ve öğrenirler. Tam aksini savunan kiliseler, Müslümanların açtığı bilim çığırını ya kapatmaya çalışmışlar ya dalaverelerle kendilerine mal etmişler ya da gizlemişlerdir.

  1. Yüzyıldan itibaren sürekli gelişmeye başlayan İslam bilim tarihi, 14. Yüzyıla kadar altın çağını yaşayarak doruk noktasına erişti. Bu beş asırlık dönemde Müslüman bilim insanları bir yandan eski medeniyetlerden tercüme yoluyla aldıkları teori ve fikirlerin yanlışlıklarını atarak, onları geliştirip daha bilimsel temellere oturtmuşlar, bir yandan da birbirinden daha güzel teoriler ve icatlar ortaya koymuşlardır. İlk Osmanlı beylerinden Orhan Bey zamanında İznik fethedilir edilmez oraya Tıp, mühendislik Matematik ve Astronomi derslerinin okutulduğu bir Medresenin yapılması, bilime verilen önemi göstermektedir. Bilimsel gelişmeler, 15. Yüzyılda da durmamış, İstanbul’un fethi ile birlikte 19. Yüzyıla kadar da gelişmesini sürdürmüştür. Teorilere şerhler (açıklamalar) yazılmış ve uygulama safhasına geçilmiştir. Her türlü gemi yapımı ile birlikte dünyada ilk denizaltının Osmanlı tersanelerinde yapılması, Hazerfen Ahmet Çelebi’nin hava akımlarının dinamiklerinden faydalanarak kendi yaptığı kanatlarla uçuşlar yapması, Mimar Sinan’ın eserlerinde bugün dahi başarılamayan mükemmel ‘akustik’ hesaplarının yapılması, bilimin Osmanlıdaki gelişmesini yeterince açıklamaktadır.

Müslüman bilim insanlarının ortaya koydukları bilimsel teori ve icatların birçoğu bugünkü modern dediğimiz bilimin temeli olduğu gibi, birçoğu da bugün güncelliğini korumaktadır. Birkaç örnek vermemiz gerekirse, bugünkü modern hareket teorilerinin temelinde İbni Sina’nın ‘meylî hareket’ teorisi ve Batı ortaçağındaki adıyla ‘İmpetus’ teorisi vardır. Aynı şekilde, asırlardır kullanılmakta olan ve bugünkü modern geometride kullanılan ‘tangent’ teoremi, el-Hasip (öl, 864) in eseridir. Bir başka örnek de Harran’da hüküm süren Artukoğulları döneminde Ebul-İzz (İbn ül-Cezeri) adındaki bilim insanımızın yaptığı mekanik otomasyon makineleridir ki kitapları, Topkapı ve Berlin müzelerinde, eserleri de Berlin müzesinde çalışır durumda sergilenmektedir. Bugün Princeton Üniversitesi’nin kilisesini ziyaret edecek olursanız, pencerelerinden birinde Kitap ül-Hâvi siyle el-Razi’yi temsil eden bir resmi görürsünüz. Aynı şekilde eski Paris Üniversitesi Tıp Fakültesini ziyaret ederseniz, orada İbn-i Sina nın bir büstünü görürsünüz.

İslam bilim tarihinin gerilemesinden bazı oryantalistler ve onları takip eden modern yazarlar, Türkleri sorumlu tutarlar. Onlara göre sadece savaşmasını bilen ve dolayısı ile kültür ve bilimin kıymetini anlamayan bu millet, İslam dünyasının siyasi iktidarını ele geçirince, bilimsel çalışmalara önem vermedi ve böylece İslam dünyasında bilimin gerilemesine sebep oldu. Bu asılsız iftiralara en güzel cevap da bugün dijital sisteme aktarılan ve araştırmacıların kolaylıkla erişebileceği arşivlerimizdir. Arşivlerimiz araştırmacıları beklemektedir.

El-Battani (858-929):Latincede Albategnius adıyla meşhur olan bu Müslüman matematikçi ve astronom, Harran civarında doğmuş, Rakka’da çalışmalar yapmış, Samarra’da ölmüştür. Eserlerinin çoğu 12. Yüzyılda Latinceye çevrilmiş, başta Kopernik olmak üzere Rönensas’a hadar birçok batılı bilim insanını etkilemiştir. C.A. Nallino, El-Battani’nin eserlerinden çoğunu Latince tercümeleriyle üç cilt halinde Milano’da (1899-1907) yayımlamıştır.

El-Kindi (796-866):Batıda Alkhindus adıyla meşhurdur. Bağdat’ta eğitim görmüştür. 270 kadar bilimsel eseri mevcuttur. Batı ortaçağına en çok etki eden biri olduğundan G. Cardano (16. Yüzyılın ünlü bilim adamı) ona, ‘insanlığın en büyük 12 adamından biri’ unvanını vermiştir.

Görüldüğü gibi Osmanlı öncesinde yaşamış bilim insanlarımızın dünyanın ilmi gelişimine katkısı, yüzyıllarca sürmüştür.

Dünya bilimine katkısı büyük olan Müslüman âlimler, batının “dünya düzdür, ortası Kudüs’tür” inancının olduğu ve ‘dünya yuvarlaktır’ diyenlerin engizisyonca idam edildikleri bir devirde, bir meridyen yayının ölçümünü bu günküne en yakın olarak ölçen ve uzaktaki iki cismin (yıldızların) birbirlerine olan mesafesini ölçme tekniğini geliştirenlerin Müslüman bilginler olduklarını unutmamalıyız.

Sevgi ve saadetle kalın sağlıkla…

 

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Bir Yorum Bırak

Tüm Hakları Saklıdır © 2018 Designed By Cemil DOĞAN