Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
KÜLTÜR VARLIKLARIMIZ
  • 0
  • 234
  • 09 Ekim 2018 Salı
  • +
  • -

Uzun zamandan beri gündeme getirmek istediğim, ‘kültür varlıkları’ konusunu bugün yazma fırsatım oldu. Kültür varlıkları, bir ülkenin geçmişinden günümüze kalan ister mimari yapılar şeklinde olsun, ister adetler şeklinde olsun, belki de en kıymetli varlıklarımızdır. Yani kültür varlıklarımız, bugün ayakta veya harabeye dönmüş olan sadece hanlar, hamamlar, medreseler, camiler vb değildir. Bizden önce yaşamış kavimlerin kiliseleri, havraları, tiyatroları gibi yapılarını da kapsar. Ayrıca yıllardan beri, bizi biz yapan örf ve adetlerimiz, yemeklerimiz, tören ve festivallerimiz hep kültür varlıklarımızın birer parçasıdır.

Kültür varlıklarımızın kıymetleri, zaman zaman bilinememiş, hatta yıkım ve yağmalamalara hedef olmuştur. Bu yıkım ve tahribatlar çoğu zaman insanların eliyle yapılırken, ne yazık ki bazen de devlet eliyle yapılmıştır.

Tarihi itibarı ile binlerce yıllık bir mazisi olan ilimizde çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır. Bu tarihi yapılardan birçoğu maalesef artık kaybolmuştur. Bundan 100-150 yıl önce var olan birçok kültür hazinemiz artık yoktur. Yine bu kadar yıl önce var olup ta bugün hatırlanamayan birçok adetimiz de artık maalesef yoktur. Kilis, karşılığını alamasa da, çoğu değerini koruyamasa da halen adeta çok zengin bir açık hava müzesi niteliğindedir.

Kültür varlıklarımız, dedelerimiz tarafından kurulan vakıflar sayesinde, uzun yıllar işlevlerini ve yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Sokaklardaki sahipsiz hayvanlardan, doğal yaşamlarını sürdürmeye çalışan kuşlara kadar aklımıza ne gelirse her konuda vakıflar kurulmuştur. Bu vakıflar sayesinde yapılan her hizmetin, işlevini hiç aksatmayacak şekilde sürdürmesi sağlanmıştır. Ancak cumhuriyetin kuruluşundan 1960 lı yıllara kadar, özellikle dini hizmetler için kurulmuş vakıflarımız, devlet eliyle yağmalanmış, adetlerimiz köreltilmiş, unutturulmaya çalışılmıştır.

2000 yılı öncesinde, kültür varlıklarımıza sahip çıkması amacıyla kurulmuş Vakıflar Genel Müdürlüğü, hiçbir vakıf malına sahip çıkamadığı gibi doğru dürüst bir envanter bile çıkarılamamıştır. Türkiye’de Vakıf malları adeta yağmalanmıştı. Bugün de bu tür işgallere sıkça rastlıyoruz. İşini takip etmeyen yetkililer ile kirasını zamanında ödemeyen, gerekli artırımları yapmayan işgalciler, yaptıklarının karşılığını hem bu dünyada alıyorlar, bizim inançlarımıza göre hem de öldükten sonra alacaklardır.

İlimizde son 10 yıl içinde tarihi kültür varlıklarımıza geçmişte hiç olmadığı kadar sahip çıkıldığını görüyoruz. Birçok tarihi eser ve tarihi yapı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak tamir edilmekte, sağlamlaştırılmaktadır. Bu işler için çok büyük miktarlarda paralar harcanmaktadır. Bu işlemleri yapacak ustaların çok az sayıda olması, kullanılacak malzemelerin zor temin edilebilmesi, masrafların da çok yüksek olmasına sebep olmaktadır. Tabi yapılan hizmetlerin ne kadar kaliteli ve aslına uygun olduğu da ayrı bir tartışma konusudur. Bu konuda bölgemizdeki eserlerle ilgilenen Vakıflar Gaziantep Bölge Müdürlüğünün başarılı olduğu söylenemez. Restorasyonu yapılan eserler kısa bir süre sonra maalesef hızla deforme olmaya başlıyorlar. Bu konuda birçok kişiden şikayetler alıyoruz.

Benim de bizzat şahit olduğum iki önemli eser hem kalitesizlik, hem düşüncesizlik, hem de aslından uzaklaşma açılarından yanlışlıklarla doludur. Bunlardan birincisi Kürtler Camii köşesindeki çeşmenin hayvan sulamada kullanılan curunun aynasında yapıştırılan seramikler ve oluktan boşalması esnasında, ayarı yapılamadığından suyun ızgara yerine döşemeye çarpması ile oluşan ıslaklık ve bu nedenle de oluğa yaklaşılamama durumudur. Gerçi sonradan oluğun altına taş bir curun yerleştirmiş olsalar da görüntü hiç de güzel olmamıştır. Bu durum, mahalle muhtarı ve vatandaşlarca birçok defa yetkililere iletilmiş olmasına rağmen bir ilerleme sağlanamamıştır.

İkinci önemli eser de Tekye camimizde yapılmış olan restorasyondan sonra ortaya çıkmıştır. Caminin bugünkü görüntüsü, eski resimlerdeki görüntülere benzememektedir. Yaptığım araştırmalara göre, camiye ait avlunun batı tarafında hücreler ve dükkanların olduğu kayıtları vardır. Son restorasyon öncesindeki tuvaletler, oraya sonradan ilave edilmiştir. Ancak bu tür camilerin hepsinde, tuvaletler mutlaka bulunmaktadır. Abdest alma mahalleri camilerin ayrılmaz birer cüz’ü dür. Son görüntüde cami, adeta duvarların arkasına gizlenmeye çalışılmıştır. Bu caminin aslına uygun görüntüsüne kavuşturulması ve asıl yapının ortaya çıkarılması, halkımızın beklentisidir.

Birlik ve beraberlik içinde kalın sağlıkla…

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?