kilisinsesi.com.tr
LİYAKAT, TANITIM VE KALKINMA!…
Genel
11 Eylül 2019
Ahmet Laz

LİYAKAT, TANITIM VE KALKINMA!…

Bir yöneticinin başarıyı isteyip istemediği, büyük ölçüde beraber çalışmak için seçtiği kişilerden anlaşılır. Cumhurbaşkanı kabinesi ile, il başkanı ekibi ile,...

Bir yöneticinin başarıyı isteyip istemediği, büyük ölçüde beraber çalışmak için seçtiği kişilerden anlaşılır. Cumhurbaşkanı kabinesi ile, il başkanı ekibi ile, belediye başkanı da meclisi, yardımcıları ve kent konseyi gibi oluşumları ile iş yapar. Bu makamlardaki liyakatli (ehil) kişilerin çokluğu veya azlığı, başkanın da başarı grafiğini oluşturur.
26 Ağustos 2019 tarihinde, Ekonomi Bakanlığının isteği üzerine Kilis’te bir ilk olarak, “Kilis Ekonomi Şurası” yapıldı. “Kilis Sanayi ve Ticaret Odası” ev sahipliğinde yapılan toplantıya Valimiz, Milletvekillerimiz, Belediye Başkanımız, OSB Başkanımız ve davetliler katıldı. Toplantıda daha çok Kilis’in mevcut durumu, değişik açılardan masaya yatırıldı.
Toplantının sonuçları kamuoyuna açıklanacak mı, yoksa hiç yapılmamış gibi farz edilip rafa mı kaldırılacak bilmiyorum. Hepimizin ortak arzusu, şimdi ve gelecekte Kilis’in ekonomik olarak kendine yeterli olması, ilimizde işsizliğin olmaması ve mutlu müreffeh bir toplum haline getirilmesidir. Kalkınmak için öncelikle bir model tespit etmemiz ve kendimize şu soruyu sormamız gerek! Kilis, tarımı ile mi, sanayisi ile mi, yoksa turizmi ile mi kalkınacak? Veya bunların kalkınmadaki ağırlıkları ne olacak? Geleceğin Kilis’ini tanımlayabilmek için bu soruların cevabını öncelikle bulmamız gerekecek. Bu üç kalkınma modelinin üçünde de, göz önüne alacağımız en temel çalışma olan “tanıtım”, ilk sırayı alır. Kendinizi, çevrenizi veya ürünlerinizi iyi tanıtamazsanız, bütün emekler de boşa gitmeye mahkûmdur. Başarının sırrı da, her safhada konusunda uzman kişilerden azami istifade edilmesinde saklıdır. Yani LİYAKAT, ön plana alınmalıdır.
24 Ağustosta 503. yıldönümünü kutladığımız “Mercidabık Savaşı”, ilimizin tanıtımı için mükemmel bir fırsattı. Bakın Yavuz Sultan Selim, bu savaşı yapmasaydı veya mağlup olsaydı neler olurdu? Sıralayalım. Osmanlılar, Ortadoğu ile kuzey ve doğu Afrika’ya hâkim olamazlardı. Bu bölgelerde sahip olduğumuz itibarı, bugün göremezdik. Kıymetini bilemediğimiz Halifelik, Osmanlılara geçmezdi. Şimdi Suudilerin, karşılığında Türkiye’nin yüzyıllar sürecek petrolünü karşılamayı taahhüt ettikleri Kutsal Emanetler, İstanbul’a getirilemezdi. Osmanlı hazinesi altın ve mücevherlerle dolup taşmazdı. Bunların sonucu olarak da Yavuz Sultan Selim’in tek erkek evladı olan Kanuni Sultan Süleyman devrini, “Muhteşem Yüzyıl” olarak adlandıramazdık. O günkü zenginliklerimizle yaptığımız imar hareketlerini yapamazdık. Selimiye’yi, Süleymaniye’yi, Sultan Ahmet’i, Rüstem Paşa, Valide Sultan, Mihrimah Sultan ve daha nice tarihi eserleri göremezdik. Ne Mimar Sinan’ı, ne Barbaros Hayrettin’i, ne Hammamızade İsmail Dede Efendi’yi ne de Fuzûli’yi tanıyamazdık. Şimdi Kutsal emanetlerin ve Mısır’dan getirilen diğer değerli eşyaların İstanbul Topkapı Sarayı Müzesinde olmadığını bir düşünün! Böyle bir durumda çok sade bir yapıya sahip Topkapı Sarayı Müzesi neye benzerdi. O mekânı kim, kaç kişi ziyaret ederdi? Bugün Cumhurbaşkanlığımız külliye masraflarının büyük bir bölümü, Topkapı Müzesinden elde edilen turizm gelirleriyle karşılanıyor.
Başarının olmazsa olmazı “tanıtım” olduğuna göre, bundan beşyüz küsur yıl önce hemen yanı başımızda yapılan Mercidabık Savaşı’nın sonuçlarını ve bu günlere kadar gelen etkilerini araştırıp gün yüzüne çıkarmamız gerekmiyor mu? Bugün dahi tüm ülke olarak hepimizin istifade ettiği, çok önemli sonuçları olan Mercidabık Savaşının yıldönümünü kutluyoruz da hiçbir ‘bakan’ bize katılmıyor. İlimizin valisi dışında çevre illerden valileri yanımızda göremiyoruz. Yine çevremizdeki illerin Belediye Başkanlarından birkaçını aramızda bulamıyoruz. Sanatçılarımıza konserler verdiremiyoruz. Hele hele kutladığımız çok önemli sonuçları olan tarihi bir olayı anlatması için, ilimizdeki kendi üniversitemizin tarihçi akademisyenlerinden istifade etmeyi bile düşünemiyoruz. Sempozyumlar organize edemiyoruz. Çevre illerimizin üniversite rektörlerini aramızda göremediğimiz gibi kendi rektörümüzü de göremiyoruz. Ulusal basın, bu kutlamalardan hiç bahsetmiyor. Yerel basınımız bile çok az ilgileniyor. Adeta kendileri çalıp kendileri oynayan birkaç kişi ile bu önemli olayı geçiştiriyoruz.
Mercidabık savaşının olduğu bölgede, Ezan-ı Muhammediyi yeryüzünde ilk okuyan ve sahabenin büyüklerinden olan Bilal-ı Habeşi hazretlerinin bir de makamı mevcut. Yakın çevremizde, bunu dahi bilmeyen birçok kişi var. Ayrıca dikkatimi çeken çok ilginç bir konu da yeni adı Yavuzlu olan Til-Habeş köyündeki her evde çocuklar Bilal, Yavuz ve Hasan isimleri ile büyürler. Yüzyıllardır devam eden, “Hasan” isminin çocuklara verilmesi geleneğinin temelinde, Yavuz Sultan Selim Han’ın başyaveri ve en güvendiği dostu olan Evliyaullahtan “Hasan Can” olduğu da bir gerçektir.
Tanıtım ve koordinasyona gereken önemi veremeyen her üretici veya yönetici, sonunda “başarısız” olmaya mahkûmdur. Bu konuda önemli işlevler üstlenebilecek olan, ancak yıllardan beri çalıştırılmayan “Kilis Kent Konseyi”, İlimizde önceleri görülmeyen daha geniş bir katılımcı ve daha büyük bir ciddiyetle, önümüzdeki günlerde oluşumunu tamamlayacaktır. Kent Konseyi, Kilis’in tanıtılması ve kalkınması için beynini terletebilecek liyakat sahiplerinden oluşturulabilirse, ilimizin ihtiyacı olan refahı ve kalkınması için gerekli projeleri üretebilir ve belediye ile valilik ve diğer kurumlar arasında yapıcı koordinasyonu sağlayabilir.
Yakaladığımız fırsatları daha fazla kaçırmadan, liyakati ön plana alıp, makama talip olanları ve olmayanları değerlendirerek, parti ayrımı yapmadan “Kilis Kent Konseyi” ni oluşturabilirsek, önü aydınlık bir geleceğe doğru ilk önemli adımı atmış oluruz. Aksi halde daha çoook sürünürüz.
Sevgi, saygı ve saadetle kalın sağlıkla…

Ahmet Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr

Bir Yorum Bırak

Tüm Hakları Saklıdır © 2018 Designed By Cemil DOĞAN