Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK
  • 0
  • 737
  • 02 Ekim 2018 Salı
  • +
  • -

Sultan Murat’ın oğlu Şehzade Mehmet, babasının feragati ile ikinci defa Osmanlı tahtına oturduğunda henüz 19 yaşındaydı. 5 lisanı (Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca) ana dili konuşabilen bir mühendis olarak eğitilmişti. Akşemsettin ve Molla Gürani gibi hocaları, Hacı Bayramı Veli gibi gönül sultanları vardı. Çağ kapatıp çağ açan, bilime ve bilgine önem veren, tam anlamıyla liyakat sahibi bir padişahtı.

Fatih Sultan Mehmet Han, Osmanlı tahtına oturur oturmaz, İstanbul’u fethetmenin hayallerini kurar. Fakat bu hayalini gerçekleştirmeden önce halkın ve esnafın bu fethe hazır olup olmadığını öğrenmek ister. Tebdil-i Kıyafet yaparak Edirne sokaklarına çıkar. Gördüğü ilk esnafa yaklaşır ve ondan bir çuval pirinç almak istediğini söyler. Esnaf fiyatını söyler ve alışveriş gerçekleşir. Sultan Mehmet, bir çuval da mercimek ister ama esnaf; kibarca ‘onu da komşumdan alın efendim’ der. Sultan, ‘sizde var olduğunu görüyorum. Neden siz vermiyorsunuz deyince esnaf; ‘ elhamdülillah ben bugün siftahımı yaptım ve nafakamı kazandım. Komşum henüz siftah etmedi. Lütfen rica ediyorum onu da oradan alın’ der. Bu durum, diğer esnafta da aynen tekrarlanır ve Sultan Mehmet iki malı bir esnaftan almaya muvaffak olamaz. Böylece esnaf, imtihanı büyük bir başarı ile kazanmıştır.

Yine Sultan Mehmet, ordusunu da denemek ister. Bir kısım askerlerini büyük bir üzüm bağının hemen yanına konaklatır. Sultan Mehmet, askerler oradan ayrıldıklarında bağın her dalında bir çıkının sarılı olduğunu görür. Sultan’ın askerleri, bağın olgunlaşmış üzümlerinden yemişler, ancak karşılığını fazlasıyla dala sarmış ve ‘üzümünü yedik, kıymetini buraya koyuyoruz. Hakkını helal et’ diye de bir not bırakmışlardır. Böylece ordu da imtihanı geçmiş, İstanbul fethedilmeye layık hale gelmiştir.

İşte o günlerden geldiğimiz bu günlerde ülkemizin manzaraları nasıldır? Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren büyük bir İslam düşmanlığının tek hedef olarak gösterilmesi ile temel gıda maddelerini bile speküle edebilen, bir türlü doymak bilmez insan tipleri ile tanıştık. Ne pahasına olursa olsun, makam ve mevkilerini korumaya gayret eden siyasiler, binbir türlü dalavere çevirmekten geri durmuyorlar.

Ülkemiz, ekonomik olarak büyük sıkıntılar içindedir. Bizler, bizi bu duruma getiren siyasileri de sık sık eleştiriyoruz. Biraz düşündüğümüzde, bu sıkıntılarda esnaf, memur, işçi, asker, komisyoncu, nakliyeci, öğrenci veya öğretmen olarak hepimizin de payının olduğunu görüyoruz. Bir bakıyorsunuz et, ekmek, yumurta, patates, soğan gibi temel ihtiyaç maddelerini stoklayan ve en acısı da bizlerden biri olan spekülatörler, halkın cebine ellerini atmış habire paraları çekmekle meşguller. Maliyetlerinde hiç bir artış olmamasına rağmen, dövizdeki yükselişi bahane ederek zam yapanlar bile var. Tedbir almaları gereken yetkililer, ya bunlarla ortak çalışıyor ya da horul horul uyuyorlar. Gariban vatandaş, şikâyet bile edemiyor. Şikâyet ederse deşifre edildiğinden düşman kazanmış oluyor. Başı beladan kurtulmuyor.

Patates, soğan, yumurta, et spekülatörleri var da döviz spekülatörleri yok mu? Yabancı yatırımcı, güvendiği için parasını Türkiye’ye getirmiş, borsadan hisse senedi ve devletten tahvil satın almış. Bunları alırken istediği zaman parasını dövize çevirip gideceği konusunda kendisine ulusal ve uluslar arası güvenceler verilmiş. Tam da gitmek istediğinde elindeki hisseleri ve tahvilleri satarak getirdiği dövizini alıp ülkesine dönmek üzereyken, birden karşısına spekülatör bir devlet maliyesi çıkıyor. Devlet, yabancının elindeki TL yi satın alacak likiditeyi bankalara özellikle sağlamıyor. Böylece, döviz yükseldikçe yükseliyor. Bu durumda yüksek kurdan döviz satın alan yabancılar, kazançlarının bir kısmını bırakıyorlar. Ancak bu durum, devletimiz aleyhine ‘güvenilmeyen bir ülke’ görünümüne de sebep oluyor. Eğer yakın bir gelecekte Türkiye, koyacağı yüksek faizlere rağmen sıcak para veya ucuz kredi bulmakta zorlanırsa, bunun sebebi de bu günkü Maliye ve Hazine Bakanlığımız olacaktır. İnşallah böyle bir durumla hiçbir zaman karşılaşmayız.

Bu ülke hepimizin… Çevremizdekiler de komşularımız, akrabalarımız ve vatandaşlarımız. Bin yıldır aynı gemide, acılarımızı ve mutluluklarımızı paylaşarak yol aldık. Hırs ve tamah ile değil de dürüstlük, adalet ve cömertlik ile birbirimizi koruyup kollamalıyız.

Güçlü ve aydınlık bir Türkiye için birlik ve beraberlik içinde kalın sağlıkla…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?