Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
NEREYE GİDİYORUZ?
  • 0
  • 39
  • 12 Şubat 2019 Salı
  • +
  • -

Ülkemizde, 2017 yılı başlarından itibaren et fiyatlarında aşırı bir artış başladı. Tedbir olarak, halen devam etmekte olan et ithalatına başlandı. Arkasından 2018 yılı başlarından itibaren de ülkemizdeki hububat fiyatları hızla yükselmeye başlamıştı. Hububat ithalatı da halen devam ediyor. 2018 yılı ikinci yarısından itibaren de sebze ve meyve fiyatları aşırı bir şekilde yükseldi. Bu dönemde de kuru soğan ithalatına başlandı. Tabi bu arada Suriye’den getirilen buğday ve patates de piyasanın ateşini söndürmeye yetmedi. Yetkililere diz çöktürülerek ekmeğe yüzde 50 ye yakın zam geldi. Yetkililerimiz, 2018 yılının son çeyreğinde yaşadığımız dövizdeki hareketliliği ‘yabancı saldırısı’ olarak açıklamışlardı. Döviz dalgalanması durur durmaz başlayan sebze ve meyvelerdeki hareketliliği de, o kesimlerden gelebilecek oyların hatırı olmasa, ‘yerli saldırısı’ bahanesine dönüştürmek üzereler. Bir yanda hükümet yetkililerimiz gibi tarladaki fiyatlar ile tezgâhlardaki fiyatları karşılaştırıp, aradaki farkı komisyonculara yükleyenler, diğer yanda üretici birlik yetkilileri gibi nakliye, işçilik ve ıskarta yüzünden fiyatların arttığını iddia edenler var. Ama sonuçta 1 kg taze soğanın veya sarımsağın 1 kg ithal muzdan, 1kg çupra balıktan veya 1 kg zeytinyağından daha değerli olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Oysa daha geçen kış, 1kg zeytinyağına en az 15 kg taze soğan/sarımsak alabiliyorduk. Soğandaki yükselişe göre zeytinyağının kilosunun da bu günlerde en az 150 TL olması gerekiyordu. Sebze ve meyve üreticilerini vuran kötü hava koşulları, zeytinyağı üreticilerini teğet mi geçti ki… Her ilimizde Üniversitelerimiz var ama hiçbiri dünyadaki ilk 500 üniversite arasına girememiş. Ekonomide, dünyada gelişmekte olan ilk 20 ülke arasındayız ama en güçlü bankamız bile dünyadaki emsalleri arasında ancak 146. sıraya girebiliyor. Milyonlarca üniversite mezunumuz var ama büyük kısmı ya hiç iş bulamıyor veya alakasız işlerde çalışıyor. En uzun köprüler, en uzun tüneller, en büyük hava alanları inşa ediyoruz ama marka değeri olan müteahhitlik firmalarımız yok. Yetersiz müteahhitlerle, denetimsiz ve kaçak inşaatlar yapıyoruz, sonra da maliyemize kaynak temin etmek için imar afları çıkarıyoruz. Hazine arazilerimiz ve ormanlarımız, yetkililerimizin uyuşuk ve sorumsuzlukları sonucunda yandaşlar veya yandaş görünenler tarafından yağmalanarak parsel parsel satılıyor. Adeta çalınmış yerleşim alanları oluşturuluyor. Sonra bu alanlara, alt kademe oy avcıları tarafından yavaş yavaş altyapı hizmetleri de veriliyor. En sonunda üst kademe oy avcıları tarafından da ‘af’ getiriliyor. Sonuçta milletin malı el birliği ile yağmalanmış oluyor. Bir zamanlar teşvikler vererek kurduğumuz nar ve narenciye bahçelerimizi, üzüm bağlarımızı, elde edilen ürünü değerlendirecek sanayi işletmeleri kuramadığımız için birer birer söküyoruz. Zeytin ve zeytinyağı fiyatlarında artış yok. Hatta gerileme var. Bu durumun sonuçlarının ne olacağını yetkililerimizden hiç düşünen var mı? Seçim kazanmak için kömür, bisiklet dağıtıyoruz. İşkur vasıtası ile binlerce kişiye maaş veriyoruz da onurlarıyla geçimlerini sağlamak için kimseye balık tutmayı öğretemiyoruz. Tamam yetkililerimiz, üreticiden tüketiciye kadar yükselen fiyatları kontrol etsin de, arada bir kendi kendine de; ‘ben akaryakıtı kaça alıyor, vatandaşıma acaba kaça satıyorum?’ da desin. ‘Ben elektriği kaça mal ediyor, tüketiciye kaça satıyorum?’ desin. Araya koyduğum komisyoncular (dağıtım şirketleri), vatandaşlarıma ne kadar bedellerle hizmet ediyorlar? da desin. Büyüyen kentlerimizde aileler için artık önemli bir ihtiyaca dönüşen otomobillerden, ‘ne kadar vergi alıyorum?’ desin. Aldığım vergiler, ‘az mı çok mu?’ diye düşünsün. Vatandaşlarımızın ödedikleri bağ-kur ve SSK primleri, ‘neden bu kadar yüksek?’ desin. Kazancının vergisini bu kadar ödemeyenler varken ve bu vergi kaçıranlar kontrol edilemezken, ‘neden kayıtlı çalışanlardan yüksek vergiler alıyorum?’ desin. Ve hatta biraz insafa gelsin de, enerjide ‘kayıp/kaçak’ tutarını dürüst vatandaşlardan neden tahsil ettiğini düşünsün. Ama olmuyor. Maliyemizin kontrol memurları, sadece kargo taşıyan kamyonları belli noktalarda çevirip, ‘faturasız eşya’ kontrolü yapabiliyor. Birçok sektör, kontrolsüz nakliyenin yolunu bulmuş. Kayıtsız, belgesiz ve dolayısı ile de vergisiz mal taşıyor. Maliye yetkilileri oturdukları yerde, vergisini doğru hesaplamış dürüst esnafımızı, ‘vergini en az yüzde 50 arttır’ diye geri çeviriyor. Hâlbuki maliye iyi çalışsa da vergi tabana yayılabilse, herkesin yükü hafifleyecek. Haksız rekabet önlenecek. Çelişkilerle dolu, insana ve emeğe değer verilmeyen garip bir ülkede yaşıyoruz. Daha adil ve müreffeh bir ülkede yaşamak umuduyla kalın sağlıkla… Ahmet Laz ahmetlaz@hotmail.com.tr

Ülkemizde, 2017 yılı başlarından itibaren et fiyatlarında aşırı bir artış başladı. Tedbir olarak, halen devam etmekte olan et ithalatına başlandı. Arkasından 2018 yılı başlarından itibaren de ülkemizdeki hububat fiyatları hızla yükselmeye başlamıştı. Hububat ithalatı da halen devam ediyor. 2018 yılı ikinci yarısından itibaren de sebze ve meyve fiyatları aşırı bir şekilde yükseldi. Bu dönemde de kuru soğan ithalatına başlandı. Tabi bu arada Suriye’den getirilen buğday ve patates de piyasanın ateşini söndürmeye yetmedi. Yetkililere diz çöktürülerek ekmeğe yüzde 50 ye yakın zam geldi. Yetkililerimiz, 2018 yılının son çeyreğinde yaşadığımız dövizdeki hareketliliği ‘yabancı saldırısı’ olarak açıklamışlardı. Döviz dalgalanması durur durmaz başlayan sebze ve meyvelerdeki hareketliliği de, o kesimlerden gelebilecek oyların hatırı olmasa, ‘yerli saldırısı’ bahanesine dönüştürmek üzereler. Bir yanda hükümet yetkililerimiz gibi tarladaki fiyatlar ile tezgâhlardaki fiyatları karşılaştırıp, aradaki farkı komisyonculara yükleyenler, diğer yanda üretici birlik yetkilileri gibi nakliye, işçilik ve ıskarta yüzünden fiyatların arttığını iddia edenler var. Ama sonuçta 1 kg taze soğanın veya sarımsağın 1 kg ithal muzdan, 1kg çupra balıktan veya 1 kg zeytinyağından daha değerli olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Oysa daha geçen kış, 1kg zeytinyağına en az 15 kg taze soğan/sarımsak alabiliyorduk. Soğandaki yükselişe göre zeytinyağının kilosunun da bu günlerde en az 150 TL olması gerekiyordu. Sebze ve meyve üreticilerini vuran kötü hava koşulları, zeytinyağı üreticilerini teğet mi geçti ki…

Her ilimizde Üniversitelerimiz var ama hiçbiri dünyadaki ilk 500 üniversite arasına girememiş. Ekonomide, dünyada gelişmekte olan ilk 20 ülke arasındayız ama en güçlü bankamız bile dünyadaki emsalleri arasında ancak 146. sıraya girebiliyor. Milyonlarca üniversite mezunumuz var ama büyük kısmı ya hiç iş bulamıyor veya alakasız işlerde çalışıyor. En uzun köprüler, en uzun tüneller, en büyük hava alanları inşa ediyoruz ama marka değeri olan müteahhitlik firmalarımız yok.

Yetersiz müteahhitlerle, denetimsiz ve kaçak inşaatlar yapıyoruz, sonra da maliyemize kaynak temin etmek için imar afları çıkarıyoruz. Hazine arazilerimiz ve ormanlarımız, yetkililerimizin uyuşuk ve sorumsuzlukları sonucunda yandaşlar veya yandaş görünenler tarafından yağmalanarak parsel parsel satılıyor. Adeta çalınmış yerleşim alanları oluşturuluyor. Sonra bu alanlara, alt kademe oy avcıları tarafından yavaş yavaş altyapı hizmetleri de veriliyor. En sonunda üst kademe oy avcıları tarafından da ‘af’ getiriliyor. Sonuçta milletin malı el birliği ile yağmalanmış oluyor.

Bir zamanlar teşvikler vererek kurduğumuz nar ve narenciye bahçelerimizi, üzüm bağlarımızı, elde edilen ürünü değerlendirecek sanayi işletmeleri kuramadığımız için birer birer söküyoruz. Zeytin ve zeytinyağı fiyatlarında artış yok. Hatta gerileme var. Bu durumun sonuçlarının ne olacağını yetkililerimizden hiç düşünen var mı?

Seçim kazanmak için kömür, bisiklet dağıtıyoruz. İşkur vasıtası ile binlerce kişiye maaş veriyoruz da onurlarıyla geçimlerini sağlamak için kimseye balık tutmayı öğretemiyoruz.

Tamam yetkililerimiz, üreticiden tüketiciye kadar yükselen fiyatları kontrol etsin de, arada bir kendi kendine de; ‘ben akaryakıtı kaça alıyor, vatandaşıma acaba kaça satıyorum?’ da desin. ‘Ben elektriği kaça mal ediyor, tüketiciye kaça satıyorum?’ desin. Araya koyduğum komisyoncular (dağıtım şirketleri), vatandaşlarıma ne kadar bedellerle hizmet ediyorlar? da desin. Büyüyen kentlerimizde aileler için artık önemli bir ihtiyaca dönüşen otomobillerden, ‘ne kadar vergi alıyorum?’ desin. Aldığım vergiler, ‘az mı çok mu?’ diye düşünsün. Vatandaşlarımızın ödedikleri bağ-kur ve SSK primleri, ‘neden bu kadar yüksek?’ desin. Kazancının vergisini bu kadar ödemeyenler varken ve bu vergi kaçıranlar kontrol edilemezken, ‘neden kayıtlı çalışanlardan yüksek vergiler alıyorum?’ desin. Ve hatta biraz insafa gelsin de, enerjide ‘kayıp/kaçak’ tutarını dürüst vatandaşlardan neden tahsil ettiğini düşünsün.

Ama olmuyor. Maliyemizin kontrol memurları, sadece kargo taşıyan kamyonları belli noktalarda çevirip, ‘faturasız eşya’ kontrolü yapabiliyor. Birçok sektör, kontrolsüz nakliyenin yolunu bulmuş. Kayıtsız, belgesiz ve dolayısı ile de vergisiz mal taşıyor. Maliye yetkilileri oturdukları yerde, vergisini doğru hesaplamış dürüst esnafımızı, ‘vergini en az yüzde 50 arttır’ diye geri çeviriyor. Hâlbuki maliye iyi çalışsa da vergi tabana yayılabilse, herkesin yükü hafifleyecek. Haksız rekabet önlenecek.

Çelişkilerle dolu, insana ve emeğe değer verilmeyen garip bir ülkede yaşıyoruz. Daha adil ve müreffeh bir ülkede yaşamak umuduyla kalın sağlıkla…

Ahmet Laz ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?