PRUT MU HUDEYBİYE ANLAŞMASI MI?

PRUT MU HUDEYBİYE ANLAŞMASI MI?

9 Ekimde başlayan kuzey Suriye’deki Fırat’ın doğusuna yapılan Barış Pınar’ı harekâtı hızla devam ederken, 17 Ekim saat 17 de aniden durduruldu. ABD nin iki numaralı adamı Mayk Pence başkanlığındaki ABD heyeti ile yapılan müzakereler sonucunda, 13 maddelik bir anlaşma yapıldı. Anlaşmaya göre bölgedeki PKK/PYD teröristleri, bölgeyi 120 saat içinde boşaltıp silahları da ABD ye teslim edecekler. ABD ye verilen süre, 22 Ekim Salı günü saat 17:00 de doluyor. Türkiye ise devam eden Barış Pınarı harekâtını 5 günlük bir süre için durduracak.

Uzun süre yapılan tartışmalardan sonra Türkiye, meşru haklarını korumak ve Türkiye’ye sığınmış olan Suriyelileri güvenli bölgeye yerleştirmek için 9 Ekimde hızla bir harekâta başlamış, 9 günlük sürede 750 teröristi etkisiz hale getirmiş, Tel Abyat ile Resul Ayn teröristlerden arındırılmış ve 30 km güneydeki M4 karayolu kontrol altına alınmıştı. Bu durumda aklımıza takılan sorular var. Anlaşma ile bugün sahip oldukları 30 km menzilli havan topları ile Türkiye’yi vuracak menzilin gerisine atılacak PKK/PYD militanları, yarın 40-50 km menzile sahip toplarla donatılırsa, tekrar tehlikeye girecek güvenliğimiz için harekâta yeniden başlayabilecek miyiz? Türkiye, 40 yıldır ekonomisini altüst eden, güvenlik güçlerini ve sivil vatandaşlarını katleden bu terör örgütünü bitirme noktasına gelmişken, ne oldu da harekâtı durdurma noktasına geldi? Uzun süredir canımızı yakan bu terör örgütünün, elini kolunu sallayarak silahları ile bölgeyi terk etmesine neden izin verdik?

ABD ile anlaşma yapıldığını duyar duymaz, aklıma hemen 1702-1706 ve 1710-17011 yılları arasında iki kere sadrazamlık (başbakanlık) yapan Pakçamüezzin Baltacı Mehmet Paşa geldi. Osmancıklı (Çorum) Mehmet Paşa, 19 Şubat 1711 de Ruslara karşı yapılacak sefere Serdâr-ı Ekrem (başkomutan) olarak tayin edilir. Baltacı Mehmet Paşa ile Rusya Çar’ı I. Petro (Deli Petro) arasında geçen Prut karşılaşması (17 Temmuz 1711) ve arkasından yapılan Prut anlaşması (22Temmuz 1711), Osmanlı’nın, Rusya’nın ve hatta tüm Dünyanın kaderinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu karşılaşma ve anlaşma ile ilgili spekülasyonlar da bu güne kadar da hiç bitmedi. Çariçe Katerina’nın, Paşanın otağına gelip kadınlığını kullanarak anlaşmayı sağladığını söyleyenler de oldu, Mehmet Paşanın kendi ordusuna güvenemediği için anlaşmayı kabul ettiğini de… Sonuçta Çar Petro, önemsiz birkaç kaleyi Osmanlılara bırakıp Mehmet Paşa’nın her istediğini kabul ederek anlaşma imzaladı. Rusya’yı 7 Mayıs 1682 den 8 Şubat 1725 tarihindeki ölümüne kadar tam 43 yıl yöneten Rus Çar’ı Deli Petro, imzaladığı bu anlaşmanın hiçbir maddesini yerine getirmedi. Bu nedenle de anlaşmanın maddelerinin yerine getirilmesini temin etmede ağır davranan Baltacı Mehmet Paşa, görevinden azledilerek Aralık 1711 de Limni adasına sürgüne gönderildi. Sürgünden kısa süre sonra da Eylül 1712 yılında orada öldü ve Hz. Mısri Niyazi Dergâhı’na gömüldü.

Rusların Büyük Çar olarak adlandırdığı Çar Deli Petro’nun Ruslara iki vasiyeti olmuştu. Bunlardan biri, Türkiye’yi ve İran’ı sürekli mücadele içinde bırakarak Karadeniz’i ve Hazar Denizini birer Rus denizi haline getirmekti. Diğer vasiyeti de Boğazları kontrol altına alıp sıcak denizlere hâkim olmaktı. Hala Rus mekteplerinde okutulan bu vasiyetler, Rusların Anayasası niteliğindedir. Ruslar bu vasiyete sadakatle uymuştur. Bugün PKK/PYD nin Ruslar tarafından korunması ve desteklenmesi de bu vasiyetin bir sonucudur. Bilindiği gibi bu teröristlerin Moskova yakınlarında yasal temsilcilikleri ve eğitim yerleri bulunmaktadır.

Baltacı Mehmet Paşa, sarayda baltacılık, yazıcılık ve müezzinlik görevlerinde bulunmuştu. Bu görevleri sırasında şehzade Ahmet (III Ahmet) ile yakınlık kurdu. Birinci sadrazamlık döneminde, liyakati önemsemeden sadece kendi taraftarlarını işbaşına getirmekten başka bir iş yapmadı. Mehmed Paşa, mizaç bakımından hırslı ve devlet işlerinde entrikaya meyilli bir kişiliğe sahipti (TDV İslam Ansiklopedisi). Prut’ta kuşattığı Rus ordusunu yok edebilseydi, Rusya Bizans gibi tarih olacaktı.

Anlaşma sürecine gelinirken ABD Başkanı, Türkiye’ye birçok tehditler savurdu. Yaptırımlardan bahsetti. Erdoğan ve bakanlara vize verilmeyeceğini söyledi. Erdoğan ailesi ile bazı yetkililerin ABD deki mal varlıklarına el konulacağını ima etti. Trump bu güne kadar teröristler konusunda bize verdiği hiçbir sözünü tutmamıştı. Anlaşmanın sonuçlarına en çok sevinen ABD Başkanı Trump, AB ülke liderleri ve PKK/YPG teröristleri oldu. Belki teröristler, bundan sonra yok oluştan kurtuldukları bu günü, ‘kurtuluş günü’ olarak kutlayacaklardır.

Bu anlaşmanın sonuçları, belki bin yıl konuşulacak. Resulullah Efendimizin Hudeybiye’de Mekke müşrikleriyle yaptığı anlaşma, önceleri Müslümanların aleyhine imiş gibi görülmüş, ancak sonraki gelişmeler anlaşmayı Müslümanların lehine çevirmişti. Kim bilir belki de gelecekte ABD ile yapılan bu anlaşma, bizim de lehimize gelişir. Daha şimdiden Makron ve Boris beylerle Merkel Hanım, birkaç gün öncesine kadar ağır ithamlarda bulundukları Erdoğan’la görüşmek, anlaşmayı kutlamak ve dostluklarını pekiştirmek için sıraya girdiler. Liderler, muzaffer başkomutan ile aile fotoğrafı çektirip, Türkiye’ye övgüler yağdıracak ve silah satışını serbest bırakacaklar. Bu arada belki eski vaatlerini de hatırlayıp, kesenin ağzını açarlar ve bu anlaşma sayesinde, ‘dış müdahaleler’ ile bozulan ekonomimiz de, yine dış müdahalelerle daha kötü duruma düşmekten kurtulur. Hatta Suriyelilere yapılacak yardımların harcanmasıyla, işyerlerini siftahsız kapatan bizim esnafımızın da yüzü güler.

Ülkemizde ekonominin ve boşanmalarla fuhşun artması nedenleriyle aile düzeninin yerle bir olduğu bu dönemde, geleceğimize dair umutlarımızı yıkan bu anlaşmanın getireceği sonuçları, hep beraber bekleyip göreceğiz. Rabbim sonumuzu hayreyliye…

Sağlık ve saadetle kalın sağlıkla…

 

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?