SAVAŞ ÖLÜNCE DEĞİL DÜŞMANA BENZEYİNCE KAYBEDİLİR.

SAVAŞ ÖLÜNCE DEĞİL DÜŞMANA BENZEYİNCE KAYBEDİLİR.

Uzun bir aradan sonra özlemle merhaba diyorum siz değerli Okurlarıma; 

 

Bir bilgenin öğrencileri bir gün sormuşlar:

“İnsanlar neden kötü alışkanlıkları daha kolay ve iyi alışkanlıkları daha zor edinirler? Neden iyi alışkanlıklarını uzun süre muhafaza “edemiyorlar?

Yaşlı bilge:

“Peki, ben size şöyle bir soru sorayım: Eğer iyi tohumu güneşte bırakırsak ve kötü, çürümüş tohumu toprağa gömersek ne olur sizce?” demiş.

“İyi tohum  kuruyacak güneşte, kötü tohum ise hastalıklı filizler verecek
ve sağlıklı bir meyve  oluşmayacak” diye cevaplamış öğrenciler.

Bilge devam etmiş:

“İnsanlar da bu şekilde davranır: İyilikleri ruhlarında saklayıp filizlerini
büyütmektense açığa çıkarıp kaybediyorlar. Diğer yandan da  günahlarını ve kötü taraflarını başkalarından saklamak için içlerinde gizliyorlar. Onlar orada büyüyüp insanı kalbinden yok ediyorlar… Ancak siz, bilge olun…”der öğrencilerine…

Yaşlı bilgenin verdiği cevaptan ilham alarak iyiliğin ve kötülüğün özüne bakmak istedim.
 İyi bir insan olmakla kötü bir insan olmamak aynı şey değildir bence; bunu hepimiz kabul ederiz herhalde. İyi bir insan olmak elbette kötü insan olmamaktır ama, kötü insan olmamak kendiliğinden iyi yapmaz insanı. O, sadece kötü değildir. İyi bir insan olmak, kötü de olmayan bir insan olmaktan daha önemlidir.

  İyi insan olmaya çalışmak, iyilik olarak nitelenen duyarlılıklara sahip olmak, dışımızdaki hayatlara, güçlüklere, acılara kayıtsız kalmamak… değil midir? Erdemli hayatın sırrı yatmıyor mu burada? 

 İnsanın aklına bu kavramların göreceliliği takılıyor ister istemez. Neye göre, kime göre iyi ya da kötü? Bir açıdan bakıldığında iyi gibi gözüken bir davranış başka açıdan bakıldığında zarar verici, kıyıcı, kötü olamaz mı?

İyiliğe odaklanmış insanlara çok kötü bir davranışı bile “bir iyilik” olarak kabul ettirip onaylatma şansınız olabilir. Bu sizin ikna ediciliğinizin yanı sıra birçok nedenle mümkündür. En başta da “iyiliğin” göreliliğiyle…

 Her kötülük, “iyilik elbiseleri” ile dolaşır aramızda. Hiçbir kötülük mazeretsiz çıkmaz sokağa. Eğer iyiliğe odaklanmışsanız, meşrebinize uygun olarak kötülük maskesine dönüştüğünde onu ayırt etmeniz kolay olmaz. Kötülüğü çırılçıplak haliyle yakalayabilmek için onun korkusunu kayıtsız şartsız kalbinize yerleştirmeniz gerekir. Aklınıza demiyorum. Akıl çok tekinsizdir, oyunlar oynar bize…

  Kötülüğü fark etmeye odaklanmış bir kalbi, “iyilik elbisesiyle” kandıramazsınız. Çok akıllı, çok okumuş, çok iyi bir insan olduğu için değil. Tam tersine iyi olmakla fazla ilgilenmediği için. Onun bütün ilgisi kötü olmamayadır. O nedenle, o şık şıkırdım iyilik elbisesini görmez bile; ardındaki mutlak kötülüğe takılı kalır… Öldürüyorsan, dövüyorsan, zulmediyorsan, güçsüzü eziyorsan, kibirle bağırıyorsan, bütün güç bende olsun diyorsan… İstediğin kadar “iyilik” mazeretlerine sığın, bütün bunları herkesin yararı için yaptığına inandırmaya çalış; karşındakinde kötülük yapma korkusu varsa göstereceği inada şaşırır kalırsın…

 İşte ben de diyorum ki artık, “iyi olmayı boş versek de olur, ama kötü olmayalım” “amacın her türlü aracı meşru kılmadığını” söylerken ya da Aliya İzzetbegoviç’in “savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir” sözünü hatırlarken biz iyiliğe methiye düzmeyiz. Bütün bu öğütler kötülüğü yasaklar bize…    

 

Hoş kalın sağlıcakla…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?