Ahmet Laz
Ahmet  Laz
ahmetlaz@hotmail.com.tr
SİLAHLAR VE SEFALET
  • 0
  • 309
  • 19 Mart 2018 Pazartesi
  • +
  • -

SİLAHLAR VE SEFALET

 

Büyüklerimiz, ‘yarabbi kimseyi açlıkla terbiye etme’ diye dua ederler. Çünkü açlık, başta fuhuş olmak üzere, hırsızlığı, eşkıyalığı besleyen bir bataklık gibidir. Bu değerlerin çökmesi demek nesillerin bozulması, düzenin ve hukukun kaybolması anlamına gelir.

BM verilerine göre dünyada 800 milyon kişi açlık içinde yaşıyor. Aslında dünyada gıda üretimi yeterli seviyede olmasına karşılık israf, terör ve savaş gibi nedenlerle açlık, bir türlü önlenemiyor.

Dünyanın büyük kısmı açlık ve sefalet içinde yaşarken, silahlanmaya ABD yılda 700, Çin 200, Rusya ise 70 milyar $ harcıyor. ABD ve Rusya, Taliban, ISID, PKK ve PYD gibi terör örgütlerini bir yandan üretip bir yandan da açıktan desteklemekten kaçınmıyor. Bir zamanlar Fransa da bir Ermeni terör örgütü olan ASALA’yı ve PKK yı açıktan desteklemiş, onlara büyük miktarlarda silah yardımı da yapıştı. Fransa, bu desteğini politik olarak ne yazık ki hala sürdürüyor.

Silahlanma yarışı ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere arasında sınırsızca sürerken, İsrail gibi ülkeler de koruma altında bu yarışta ön plana çıkıyor. Cumhurbaşkanımızın, ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek ima ettiği bu ülkeler, ürettikleri silahları servete çevirebilmek için birçok ülkede fitne fesat tohumlarını ekmeye devam ediyorlar. Almanya ve Japonya gibi ikinci dünya savaşının mağlup ülkeleri, sınırlı bir silahlanma yapabiliyor. Türkiye gibi ülkeler de birkaç yıl öncesine kadar kendi ihtiyaçlarını, izin verildiği ölçüde silah satın alabilen ülkeler sınıfında bulunuyordu. İran ve Kuzey Kore gibi ülkeler ise hedeflerine ulaşamadan tepkileri üzerlerine çekip ambargolara muhatap oluyorlar ve yalnızlaştırılıyorlar. Dünyada diğer geri kalan ülkelerin hali, Türkiye’nin 15 yıl öncesindeki durumu gibi. İhtiyaç duydukları silahları, egemen güçlerin izin verdiği ölçüde kendi maddi güçleri ile satın alabilirler.

Bir de ARAP dünyası gibi uyuşmuş, her türlü maddi zenginliklerine rağmen yönetimlerindeki birkaç ailenin menfaatlerini koruyabilmek uğruna, tüm Müslüman Arap dünyasını emperyal batı ülkelerinin çıkarlarına hizmet ettiren ülkeler var. Geçmişimiz olan Osmanlı yönetimi, yüzyıllarca yönettiği bu bölgelere hizmet etmiş olmasına rağmen kültür ve inançlarına dokunmamıştır. İngiltere ve Fransa’nın yaptığı gibi sadece 50-60 yıl yönettikleri Pakistan, Hindistan, Fas gibi birçok ülkenin dili ve kültürü değiştirilmemiş, yer altı zenginlikleri sömürülmemiştir.

Türkiye, 1974 Kıbrıs harekâtında bırakıldığı yalnızlığından ders alarak kendi savunma sanayinin kurulması gerektiğini anladıysa da, dış güçlerin müdahaleleri ile iktidarı ele geçiren 12 Eylül ve 28 Şubat cuntalarının geciktirmelerine maruz kalmaktan kurtulamadı. Benzer bir müdahale 15 Temmuzda denendiyse de halkımızın sert ve kararlı karşı koyması ile bertaraf edildi. Bu tarihten itibaren hızla geliştirilen savunma sanayimiz sayesinde ABD, İsrail ve Batının tüm güçleri ile destekledikleri PKK ve PYD terör örgütü, hem yurt içinde hem de yurt dışında çökertilme noktasına getirildi. Afrin’in bu teröristlerden temizlenmesi ile bu şer örgüte ve destekçilerine gerekli mesajlar da verilmiş oldu.

Rusya birkaç gün önce, bu güne kadar görülmemiş kabiliyet ve güçte, nükleer başlık taşıyabilen, havada sınırsız kalıp istendiği yöne gidebilen bir silah ürettiğini duyurdu. Bir yıl kadar önce Rusya, Hazar denizinden Suriye’deki IŞID hedeflerine doğru fırlattığı ancak hedefi bulamayan uzun menzilli füzeleri denemişti. Bu başarısız denemelerden sonra Rusya, rakiplerine gözdağı vermek istercesine yeni silahlarını bir video gösterisi ile tanıttı. Bu silahların başarılı olup olamadıkları konusunda yeterli delil yok. Ancak böyle bir açıklama dahi yeni bir silahlanma yarışının fitilini ateşlemeye yeterlidir. Sefalet içinde bu kadar insan varken, yeni bir silahlanma yarışı hiçbir bölgeye barış getirmez ki!..

Sihhat ve afiyet üzere kalın sağlıkla…

 

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?