haber79@mynet.com
YENİ DÖNEM YÖNETİM ŞEKLİ
  • 0
  • 412
  • 04 Mayıs 2018 Cuma
  • +
  • -

İlk insan yaratıldıktan hemen sonra ikinci insan yani eşi yaratılmıştır. Bu iki insanın bir araya gelmesiyle, insanlık ailesinin çekirdeği oluşmuştur. Bu aile, yaratıldığı günden bu güne çoğalarak kalabalıklaşmaktadır. Bu kalabalık aileyi oluşturan her fert, diğerlerinden; istek, ideal, beklenti, anlayış, tutum, fikir …. yönünden farklılık oluşturmaktadır. İnsanların nüfus yönünden sayısal çokluklarının yanı sıra, birbirlerinden farklılıkları, aralarında birtakım kaide ve kuralların olmasını ve bunları işletecek mekanizmaları zorunlu kılmıştır. İşte bu yapı, yönetimdir. Bu ise, tüm insanların bir arada, düzen içerisinde, birbirlerine zarar vermeden, karşılıklı sevgi-saygı içerisinde ve farklılıklarını gözeterek yönetmeyi gerektirmektedir.
Günümüz dünyasında, değişik birçok yönetim anlayışı mevcuttur. Kimi ülke, kimi ideoloji ve kimi ise fertlerin teorileri olarak öne çıkmaktadır. Bugün dünyada birçok ülke, farklı yönetim şekliyle yönetilmektedir. Avrupa ve Amerika arasında bile, bariz yönetim sistemi farklılıkları vardır. Her biri, kendi yönetim yapısını oluşturma çabasındadır. Ülkelerin yönetim anlayışları da zaman ve süreç içerisinde değişebilmektedir. Bundan 100 yıl önce ki despot ve otoriter yönetimlerin yerlerinde, bugün demokratik(!) ve katılımcı yönetimler işlemektedir. Yönetim anlayışlarının oluşmasında; toplumların ve devletlerin düşünce, inanç, tarih ve kültürleri etkili olmaktadır.
Ülkemizde geçmişten bu yana, birçok farklı yönetim anlayışı ileri sürülmüş ve uygulanmıştır. Hala, yeni yönetim şekli arayışı içerisindeyiz. Ülkemizin Cumhuriyet tarihi süresince, kamusal yapısı ele alındığında, yönetim anlayışında değişimler yaşandığı gözlenmektedir. Başlangıçta, yöneten ve yönetilen arasında bir mesafenin olduğu, yönetenin istediğini rahatça ve zorla uyguladığı dönemler yaşanmıştır. Değişik zamanlarda Anadolu insanının, yöneten tarafından ihmal edildiği de olmuştur. Yani oturduğu koltukta kendisini efendi görüp, yönettiği insanları da emir altındaki insanlar olarak gördüğü dönemler olmuştur. Günümüzde bu bağlamda, kamu-toplum arasında, eski adetin devamı niteliğinde ki yönetim anlayışının izleri hala görülmektedir. Yönetici ve idareci olmayı bir üstünlük ve güç kazanımı görerek; keyfi tutum, liyakatsiz tavır ve halktan kopuk anlayışlarla işe devam edenler bulunmaktadır.
Anadolu toplumu, 1000 yılı aşan İslam geçmişiyle büyük bir toplumdur. Benimsediği İslam dinini, hayatının merkezine koymuş ve bir hayat ölçüsü olarak görmüştür. Anadolu toplumu, her işinde İslam’ı ve İslam’ın tebliğcisi olan Hz. Peygamber (sav) ve O’ndan önceki peygamberler (as)’in örnekliğini esas almış ve kabul etmiştir. O halde bugüne dair, peygamberlerin ve hususan Hz. Peygamber (sav)’in şahsında bir yönetim örnekliği görmek mümkün müdür? Çünkü peygamberler; insanlar arasında birer yönetici, öğretici, komutan, arkadaş, komşu … kimselerdi. Peki, onların insan yönetme ve sevk etme yöntemleri nasıldı? Allah, Onlara nasıl bir yönetim anlayışı bildirmişti?
Peygamberler; halktan biri ve halkla iç içe olan kimselerdi. Halktan ayrı bir mekân ve yönetim merkezleri yoktu. Mescit, çok fonksiyonlu bir yönetim merkeziydi. Onlarla sürekli iletişim ve etkileşimleri vardı. Yönetimlerinde belirli konularda esnek ve belirli konularda da kesin bir yol izlerlerdi. Şikâyeti olanı dinler ve çözüme kavuşturur, fakir olana yardım eder, onun sofrasına oturur ve hasta olan kişiyi ziyarete giderlerdi. Halkın arasına katılarak şahsi işlerini görür ve yönetim işleyişini halkın içerisinden gerçekleştirirlerdi.
Bugün bizler, Avrupalı bir bürokratın iş yerine bisikletle gitmesini takdir etmekte ve 14 asır önce lideri olduğu topluma yemek dağıtan, su dağıtan ve onlara hizmet eden bir peygamberi unutuvermekteyiz. Kırmızı ışıkta durdu diye bir idareciye hayranlık duymakta; fakat Bedir de, “Kimin bende bir hakkı varsa, gelsin alsın!” diyen peygambere hayranlık duymamaktayız.
Bugün, kamusal mekânda ki sıcak odadan, rahat koltuktan, çayların ve meşrubatların bir zil sesiyle geldiği ve içeriye giren insanların büyük bir hürmet ile girdikleri mekânca geniş odalardan çıkmamız gerekir. En azından haftada bir halkın arasında kendimizi göstermemiz, halkın pazarında bulunmamız, çarşısında gezmemiz, camisinde namaz kılmamız ve hastanesine ziyaretlerimiz olmalıdır. Amir ise memurumuzu ve ailesini ziyaret etmemiz icap eder. Taşradaki insanımızın köyüne ve tarlasına kadar “terleyerek” gitmemiz ve en ücrâ noktadaki insanımıza güler yüzümüzü göstermemiz gerekir. Yönetici eğitimlerinde ve seminerlerinde, yeni yönetici adaylarına dikte edilen, bu tuhaf yönetim anlayışlarını, protokolleri ve resmiyeti terk etmemiz gerekir. Bu tür anlayışlar bize hitap etmez ve bize uygun düşmez.
Biz Müslümanız ve Anadolu kültürünün insanlarıyız. Bizi ve yönetim şeklimizi; dinimiz, peygamber efendilerimiz (aleyhimusselâm) ve kültürümüz şekillendirir ve ortaya koyar.
Abdullah Servet YILMAZ
a.servetyilmaz@hotmail.com

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

× Kilisin Sesi' ne hoş geldiniz.